HABERSİZ UÇURTMA

Eserler bir kişiye ithaf edildiği gibi bir topluluğa, bir nesneye, duruma ya da herhangi bir şeye de ithaf edilebilir. Bu teşekkür halinin eser ile bağı bazen açık olsa da bazen yazarda saklı kalabilir. Yani ithaf edilen kişiye dair izleri eserde aramak boşa bir çaba olabilir. Bu doğrudan bir kişiyi anlatan eserlerle karıştırılmamalıdır. Zaten böyle bir eserde durum, alakalı olanlarca hemen fark edilecektir. Bir kelime ya da cümle ile yapılırken bazen de bir paragraf halinde ifade edilebiliyor ithaf.  Ya da noktalarla gizlenen küçük bir ek ile tamamlanıyor. “…..’ye” gibi. İthaf, eser sahibine dair bilgiler sağlamada da faydalıdır. Yazara dair ipuçlarını orada bulabiliriz.

Nasıl ki bir eserde yazılan her kelime yerini bulmalıysa, ithaf da yerini bulmuş olmalıdır. Kalbin hissetmediği şeyleri yazdığımızda nasıl eser yara alıyorsa, kalbin hediye etmediği bir eserde ithaf, etiket gibi duracaktır.

***

İthaf konusunu merkeze aldığımız bu dosyada, Necip Fazıl’ın “Çöle İnen Nur” isimli eserini mürşidi Abdulhakim Arvasi Hazretlerine ithaf etmesine ve bu çerçevede Necip Fazıl ve tasavvuf konularına değineceğim. “Neden Arvasi Hazretlerine ithaf edildi?” ve “Neden bu eserini ithaf etti?” sorularını sormamıza gerek yoktur elbet. Fakat biz yine de onun eserlerinde bunun sebeplerini gösteren işaretleri bulup insanın değişiminin daha doğrusu kurtuluşunun nasıl gerçekleştiğini anlatmaya ve anlamaya çalışalım. Ki bu kurtuluş Necip Fazıl’ın öncelikle kendinden kurtuluşudur.

Bir insanı pek çok şey etkileyebilir ama onu mutlak olarak değiştiren yine başka bir insandır. Bizi ona hayran eden, ona karşı borçlu kılan şey, onun üstünlükleridir. Bu üstünlük, takva üstünlüğüdür. Kul olma yolundaki seyrimizde kulluğuna hayran olduğumuz insanlar vardır. Öyle ki şeyh olunca dervişliği biten tekke işgalcileri tarafından, kurtuluş ümidiyle sığındıkları kapı da kullanılmış ve tüketilmiş tasavvuf heveslisi insanlar ile dolu etrafımız. Oysa Arvasi Hazretleri, Seyyid olmanın hâlini yaşamış ve nazarıyla etkisi altına alabilmiştir Necip Fazıl’ı. Burada Niyazi-i Mısri Hazretlerinden bir alıntı yapmak gerekir. Diyordu ki: “Her mürşide el verme yolun sarpa uğratır / Mürşidi kâmil olanın yolu pek âsân imiş.”

“Tam otuz yıl saatim işlemiş ben durmuşum, Gökyüzünden habersiz uçurtma uçurmuşum.”1

Vapurla evine dönerken fısıldıyor bilinmez bir adam kulağına müjdeyi, her Cuma Ağa Camii’nde, diyor ve gidiyor. Bir daha görmüyor onu şair. Onu boğulmak üzereyken kurtaran, can kurtarıcısına kavuşturan bu adam kimdir, nedir hiç öğrenemiyor.2

“Bana, yakan gözlerle, bir kerecik baktınız; Ruhuma, büyük temel çivisini çaktınız!”3

Hayatını, tanıyıncaya kadar, tanıdıktan sonra ve vefatından beri, diye üç bölümde ele alır üstat.Onun için öncelik, her zaman efendisi olmuştur. 

Üstad, Abdulhakim Arvasi Hazretleri’yle tanışıncaya kadar aklın kalemiyle siyah yazılar yazardı. O’nu tanıdıktan sonra kendisiyle birlikte şiir ve makaleleri de tövbe etti.4Şairin efendisinden aldığı ilk fikir dersi: “Bu iş kitapla olmaz. Akılla da varılmaz. Hiç yemeğin lezzeti çatal bıçakla aranıp bulunabilir mi?” Aklıma hocamın5, irşadın kulakla olduğunu söylediği geldi. Necip Fazıl da başını eğip mürşidine teslim ediyordu kulaklarını. Ve diyordu ki:

“Anladım işi, sanat Allah’ı aramakmış;   Marifet bu, gerisi yalnız çelik çomakmış…”6     

Necip Fazıl’ın sanat anlayışı da mücadelesi de böylelikle değişmiş ve hayatını otuz yaşından itibaren yeniden başlatmıştır. Onun elinden tutup Allah ve Resulü’nün yoluna koyan ve bu yolun her şeyini öğreten efendisi, onun irşat edicisi, can kurtarıcısı olmuştur. Tasavvufu, modernleşen, dinden uzaklaşan insanın arayışlarına, tıpkı kendi hayatında olduğu gibi bir cevap niteliğinde görür.7Efendisine neden bu kadar bağlı olduğunun cevabını ise yine kendisi, gerçek bir veli nasıl olur, diye sıraladığı maddelerle veriyor.

1- Her söz ve hareketinde İslam’ın hükümlerine bağlılık. 2- Abdulhakim-i Arvasi’nin sıklıkla “Veli mevzuunu (bulunduğu yeri, konulduğu yeri) bulamaz ki ben desin,” şeklinde dile getirdiği gibi, en küçük benlik kokusundan bile uzak olmak. 3- Keramet taciri olmamak. 4- Heybet ve temkin sahibi olmak. Bu husus, temel ayırt edici hususlardan biridir. 5- Allah Resulünün ahlakıyla ahlaklanmış olmak. 6- Çarpıcı bir huzur hâli. Bu dünyada iken bu dünyada olmadığını gösteren bir hâl ve edeb. 7- Hikmet 8- Letafet 9- Zarafet 8

Efendisinde bu özellikleri gören üstat, tam bir teslimiyet ile ona sığınıyor ve onun gösterdiği yoldan giderek Allah ve Resulü için yaşamaya başlıyor. Üstat, “Çöle İnen Nur” isimli eserini efendisine ithaf ederek, bir zamanlar, Allah’a inanıp inanmadığı belli olmayan çorak gönlünün yeşermesine onun vesile olduğunu ima etmiştir.9Peki, bir mürit hangi vasıfları bulundurmalıydı? İşte üstadın otuz yaşından sonra hangi kurallar ile yürüdüğü ve hayatındaki değişimin hangi “yönlerde” gerçekleştiğini gösteren maddeler şöyledir: İrade, istikamet, edeb, vakit. Kalbinde ayağa kalkacak iradeyi bir türlü bulamayan, bir istikameti olmadan serserice yaşayan, edepsizlik duvarına çarpıp duran bedeniyle ruhunu kıvrandıran, vakit kavramından uzak bir adamken, kısacası Bay Necip Fazıl’ken onu üstatlaştıran Seyyid Abdülhâkim Arvasi Hazretleri, nazarıyla onu kendine getirmiş ve onu kendinden kurtarmıştır.

“Allah dostunu gördüm, bundan altı yıl evvel; Bir akşamdı ki, zaman, donacak kadar güzel” 194010

Ve İthaf:

Eserimi… Her yıldızla her yıldız arası yollar ve yönler kadar çok ve dolaşık… Dünya yolları ve yönlerinden… Biricik ulaştırıcı yolu ve eriştirici yönü bana gösteren… Otuz yaşımdan sonraki hayatıma temel atan… “Altun Halka”nın asrındaki büyük kutbu… Efendim, irşâd edicim, can kurtarıcım… Esseyyid Abdülhakîm Arvasî Hazretleri’nin yüce ruhaniyetine ithaf ediyorum… 26 Mayıs 1972 / Necip Fazıl11

Bir kayıp adamı iman çeşmesi ile sulayan Efendi Hazretleri, üstadın her daim kalbinde olmuş ve onun yaptığı her işte izine rastlanmıştır. Üstadın ölüme dair korkuları sönmüş, aklındaki sorular cevaplanmıştır artık. Kaldırımların serseri adamı, ruhunu Altun Halka’nın hizmetine adamış ve davasını bu anlayış üzerine kurmuştur.

… Ufuk önlerinde bayrak kulesi Bu gidenler, Altun Kol silsilesi … Sonsuzluk kervanı istemem azat! Köleniz olmakmış gerçek hürriyet. Ölmezi bulmaksa biricik niyet; Bastığınız yerde ebedi hasat. Sonsuzluk kervanı istemem azat.12

Gerçek özgürlüğü tadanın artık dünyanın esaretine dönmesi imkânsızdır. Üstat, ölümü gördüğünde, demek böyle ölünürmüş, diyecek ve teslim olacaktır. Ona bu sözü söyleten nasıl bir ölümdür bilemeyiz. Bir şair, ölüm de bize hazırlanır, demişti.13Bizi hürriyet kapısında bekleyen ölüm nasıl bir ölümdür! Üstat, hürriyet kapısından içeri girmiş ve sevgilisine, can kurtarıcısına kavuşmuştur artık.  

 


 

1 – Çile, Necip Fazıl Kısakürek, s. 35

2- TRT Necip Fazıl Kısakürek Belgeseli

3- Çile, Necip Fazıl Kısakürek, s. 77

4- Karabatak Dergisi, sayı 6, Neyzen Salih Bilgin Röportajı

5- İnkişaf Dergisi, 11-2008

6- Çile, Necip Fazıl Kısakürek, s. 39

7- Necip Fazıl Kısakürek, Kültür ve Turizm Bakanlığı, s. 164

8- O ve Ben, Necip Fazıl Kısakürek, s. 211-213

9- Necip Fazıl Kısakürek, Kültür ve Turizm Bakanlığı, s. 152

10- Çile, Necip Fazıl Kısakürek, s. 76

11- Çöle İnen Nur, Necip Fazıl Kısakürek, s. 5

12- Çile, Necip Fazıl Kısakürek, s. 65

13- Bu şair, Ayşe Sevim’dir. Bir edebiyat sohbetinde  ölüm üzerine konuşmamız esnasında söylemiştir.

14- Esseyyid Abdülhakim Arvasi – Tasavvuf Bahçeleri, Necip Fazıl Kısakürek

Eser Sahibi:
1 Yorum Bulunmaktadır.
  1. Menderes
    Ölümün kendisini hazır hissettiği an, bizler de aynı hisle mukâbele edebilecek miyiz? Bünyamin bey kardeşim, irşâdı ve ithâfı ne güzel harmanlamışsın!...

Yorum Yapın!

Gerekli tüm alanları lütfen doldurunuz. *