PROPAGANDAYA KARŞI EDEBİYAT

 

                                                                                           “Bütün sanatlar bir ölçüde propagandadır.”

                                                                                                                                                George Orwell (1903-1950)

                                                                                         “Kitapları kontrol etmeme izin verin, devleti kontrol edeyim.”

                                                                                                                                                         Adolf Hitler (1889-1945)

 

Propaganda kelimesinin kökeni Latince’ye dayanıyor. Latincede propagare yani “genişletmek, yaymak” anlamında ilk defa 1622 yılında Hristiyanlığı yaymak için Papalık makamı tarafından hazırlanan bir bildirgede kullanılmıştır. Misyonerlik ile propaganda aslında aynı anlamda kullanılmıştır. Fransız Devrimi sonrasıysa günümüzdeki gibi yani siyasî fikirlerin yayılması anlamında kullanılmaya başlanmıştır.

1917 yılındaki Rus Devrimi’nde de aynı yönteme başvurulmuştur. Sovyetler Birliği’nin kuruluşuna kadar o devrin siyasileri tarafından çok keskin bir şekilde halkın yönlendirilmesi için propagandaya başvurulmuştur. Sonra George Orwell (1903-1950) yine 1945 yılında aynı yöntemi kullanarak “Hayvan Çiftliği” (Animal Farm) adlı siyasi hiciv romanıyla, 1917 Rus Devrimi’ni ve Stalinizm eleştirisini bir propaganda aracı olarak edebiyatına yansıtmıştır. Hatta daha sonraları Amerikan gizli servisi CIA, 1954 yılında aynı romanın içeriğini kendi lehine değiştirip çizgi filme dönüştürerek ayrı bir propaganda aracı olarak kullanmıştır. İlginçtir ki aynı yıl bu kitap Halide Edip Adıvar tarafından Türkçe’ye çevrilip Bakanlık tarafından basılmıştır ve İngilizce’si Türkiye’deki Amerikan kolejlerinde ayrıca okutulmuştur. Kitapta işlenen hayvanlardan biri de domuzdur. Koca Reis adlı domuz, hayvanlara barış, huzur ve mutluluk vadeder ve insan olanların çiftlikten kovulmasını ister. Bu domuz aslında Karl Marx veya Lenin’dir. Kitapta hayvanlar üzerinden oluşturduğu karakterlerden nasibini alan kişiler arasında Troçki, Churchill, Hitler, Stalin ve son Rus Çarı II. Nikolay da vardır. Aslında isim vermek de Orwell’in dehasını küçümsemek olabilir. Bu sebeple Orwell, aslında bütün zalimlere ve zalimliğe bir başkaldırı niteliğinde eserler neşretmiştir. Bu bakımdan George Orwell, bizzat propaganda taktiğini kullanarak halkları üzerinde büyük etkiye sahip ve fakat onlara dolaylı olarak zulmeden liderleri, edebiyat aracılığıyla fakat yine onların propaganda taktiğini eserinde işleyerek alaya almaya çalışmıştır. “Hayvan Çiftliği” adlı eserinin yanı sıra “1984” adlı kitabı da yine totaliter düzenin yaymak istediği budalalığa karşı yazılmış bir karşı propagandadır. George Orwell sadece eserleri aracılığıyla savaşmamış, bizzat kendisi de savaşa katılmıştır. Adolf Hitler ile Mussolini’nin desteğini alarak İspanya'da darbe girişiminde bulunan Franco’ya karşı savaşmak için 1936 yılı sonunda İspanya’ya gitmiştir.

Wladimir Lenin (1870-1924), Hitler’den evvel aynı yöntemi ve hatta bu yöntemin kavramsal olarak daha da ayrıntılı hâlini kullanmıştır. Lenin’in Komünizm’in yayılması için kullandığı yöntemin adı “Agitprop”tur. Agit, Agitation yani eylem kelimesinin kısaltılmışı, Prop ise Propaganda kelimesinin kısaltılmışıdır. Yani Agitprop, “Eylem ve Propaganda” anlamına gelmektedir. Rusya’daki Marksist hareketin kurucusu olan Georgi Plechanow, agitasyon ve propaganda kelimelerine şu şekilde açıklık getirmektedir: “Bir propagandacı, birçok fikri bir ya da daha fazla kişiye yayandır. Bir agitasyoncu ise sadece bir ya da iki fikri toplumun ekseriyetine yayandır.” Dolayısıyla aslında Lenin, propagandaya bir de agitasyon (eylem) kelimesini ekleyerek ve bu ikisi arasında anlamsal ayrıma giderek bir adım öne çıkmıştır. Sovyetler Birliği’nde uzun yıllar etkisini sürdürecek “agitprop” yöntemini uygulamıştır.  

Halkla İlişkiler adı altında modern propagandanın kurucusu olan Edward Bernays (1891-1995), 20. yy.’ın en büyük şeytanlarından biridir. Sigmund Freud’un (1856-1939) yeğeni olan Edward Bernays ailesiyle birlikte henüz bir yaşındayken Avusturya’dan ayrılıp New York’a yerleşmiştir. Edward Bernays, propaganda kelimesini daha evvel Hitler tarafından kullanıldığı için tercih etmeyip bu kelimenin yerine “Public Relations” yani “Halkla İlişkiler” adlandırmasını kullanmış ve “Halkla İlişkiler” adı altında 20. yy.’ın en dehşetli propaganda faaliyetleriyle meşgul olmuştur. Sigmund Freud’un kitaplarının İngilizce’ye tercüme edilerek dünya çapında şöhret olmasına da kendisi vesile olmuştur. Sigmund Freud’un düşüncelerinden yola çıkarak ya da en başta onun düşüncelerini manipüle ederek, insanların zihninin medya (TV, Sinema, Radyo, Gazete vs.) ve siyaset kanalıyla kapitalizmin acımasızlığı altında ezilmesine sebep olan kişidir kendisi. Kapitalist kültürün (Fast Food kültüründen tutun, kıyafet, aile, eğlence, spor, tüketim kültürüne kadar) Amerika’dan başlayarak tüm dünyaya medya yoluyla aktarılması fikri de ona aittir. Hollywood sinema kültürünü bir propaganda aracı olarak kullanılmasına yol açan da odur. Bir sigara şirketinin kadınların sigara içmemesinden dolayı müşterilerinin yarısını kaybettikleri şikâyeti üzerine, Freud’un Amerika’da yaşayan bir psikanalist öğrencisi arkadaşını arayarak buna çözüm bulur. New York’taki bir yürüyüşte önceden ayarladığı en gösterişli kadınların ellerinde sigarayla cinsel cazibelerini ön plana çıkararak çekici bir şekilde yürümelerini ve “özgürlük”, “eşitlik”ten dem vurmalarını salık verir. Yine önceden ayarladığı gazeteciler de oradadır. Ertesi gün bütün gazeteler para karşılığında bunu haber yapar. “Özgürlük”, “eşitlik” adı altında kadınların da sigara içmeye başlamasına sebep olur ve milyonlar kazanır. “Tüketici” kavramını ortaya atarak, insanların ihtiyacından fazla tüketmesine sebep olan da “demokrasi” kavramının Amerikan siyasetinde diğer ülkelere karşı en şeytanice kullanılmasına sebep olan da kendisidir. Bana göre 20. asır ve sonrası ortaya çıkan her türlü bunalımın psikolojik kaynağı Edward Bernays’tir. Ancak tüm bu fikirler Sigmund Freud’un düşüncelerinin kötüye kullanılmasından kaynaklanmıştır. İnsanların nefsi ve zihni yapısıyla oynayıp onları salt biyolojik bir varlığa dönüştürerek sadece tüketen ve onlardan kendine özgü bir ahlak anlayışı olan bir canavar yaratmıştır.  Sinema, edebiyat, siyaset, müzik, kadın, erkek, çocuk, teknik vs. her şey bu uğurda harcanmıştır. Kişisel gelişim kitapları bu minvalde yazılmıştır. Edebiyat, şiir buna alet edilmiştir.

İşte işin içine psikoloji girdiğinde iş değişiyor. O gün bugün bu taktik daha da genişleyerek artıyor. Artık modern köleler sadece TV ve gazeteler aracılığıyla değil, internet ve telefonlar aracılığıyla da yönlendiriliyor. Edebiyat bunların en masumudur. Bununla beraber sanatın tüm kolları, tüm bu olanlara karşı ayrı bir propaganda aracı olarak belirebiliyor. Yeraltı edebiyatı belki buna bir misal olarak verilebilir. Ancak kapitalizm öyle bir sistemdir ki en büyük özelliği, düşmanlarını bile içine alarak dönüştürebilmedir. Örneğin Chuck Palahniuk’un “Dövüş Kulübü” adlı eseri bu düzenin yaydığı pisliklere karşı yayılmak istenen bir isyandır ancak Hollywood film endüstrisi, bu eserin sinema filmini çekerek, kitabın potansiyel reel gücünü görsel olarak efsaneleştirmiş ve eritmiştir. 

Benzer sıkıntıları fazlasıyla üzerimizde hissettiğimiz şu devirde, bu düzenin iliklerindeki pisliği ifşa edecek potansiyel gücün Türk Edebiyatı’nda ve sanatında fazlasıyla var olduğunu düşünüyorum. Ancak bu lanet propagandaya karşı sanatsal bir propaganda ortaya koyacak kişilerin, bu milletin iliklerinde var olan o mümtaz ilme ve irfana vâkıf olması ve bunun yanı sıra vahşi Batı uygarlığının tarihini de her veçhesiyle ve layıkıyla anlaması, bilmesi elzemdir. Aksi halde böyle bir kimse, bu vahşi düzenin bizleri tamamıyla işgal etmesi için bizatihi Türkiye’ye karşı kullanılan bir propaganda piyonu veya kuklası olacaktır. Zira bizler kötülüğü yayma veya uygulama misyonunu ifa etmekle görevli kukla bir millet değil, hakikati tebliğ etme vazifesine mazhar olunmuş bir milletiz. İnsanı insanlığından eden, aklını başından alan kötü propagandalara karşı; edebiyat ve sanatın her türüyle hakikati, irfanı tebliğ edip tüm bunları maskeleri düşüren birer başkaldırıya dönüştürmek zaruridir. Aksi halde savaşı insanlar kaybedecek ve şeytanlar kazanacaktır.     

Eser Sahibi:
0 Yorum Bulunmaktadır.

Yorum Yapın!

Gerekli tüm alanları lütfen doldurunuz. *