ZAMAN VE MEKAN ÜSTÜ BİR KURGU: RÜYA

Bütün zamanların cevheridir belki de rüyalar; dünü, bugünü ve yarını içinde  barındıran. İlâhi bakış açısıdır hayatın, kahramanlarla sınırlı kalmaz. İç içe geçmiş âlemlerden hangisinde soluk alırsak alalım biliriz ki hakikatin rüyasıyla rüyanın hakikati arasında kâh o yana kâh bu yana sürüklenmekteyiz.

 

Dünya müminin zindanıysa bütün rüyalar Yusuf rüyalarıdır. Yusuf’un rüyaları ve Yusuf’a anlatılan rüyalar. Yıldızların kardeşe, güneş ve ayın anne babaya dönüştüğü; yeşil başakların bolluğa, kuru başakların kıtlığa evrildiği bu geçişken gezegende yazmıyor muyuz bu satırları!

 

Yazıyoruz ve yazdıklarımız rüyalarımızın bir parçasıdır, dünyamızın bir parçasıdır çünkü. “Biz rüyaların üzerine bina edilen malzemeden oluşuruz,” derken Shakespeare, rüyanın çatı değil temel olduğunu söyleyerek biraz ileriye gitse de biz hayatın bir rüya olduğunu söyleyerek ondan daha ileri gidebiliriz. Dünya hayatı bir gölgelenme yeri olduğu gibi o gölgede dinlenirken görülen bir düş de olabilir pekala. Bütün yapıp ettiklerimiz o büyük rüyanın doğru ya da yanlış tabirleri.

 

Gözlere yalan isnat etmek, görmediği rüyayı görmüş gibi anlatmaktır, yasaklanmıştır bu. Fakat adına rüya demesek de masallar uydururuz bunda ne beis olabilir. İyiler ve kötülerin birbirinden ayrılmasının zor olduğunu görmesek yeryüzünde iyileri ve kötüleri birbirinden ayırmazdık masallarda. Kötülerin galibiyetine izin vermiyorsak düşlerimizde, biraz olsun nefes alabilmek içindir. Beklenmedik kahramanlıklar gösterebilir iyiler. Zayıfken güçlenebilir, yoksulken zengin olabilirler. Hele kötülerin cezalandırılması… Rüyanın hakikat kapısını yumruklamasıdır; ruhlara bayram ettiren.

 

Büyük yazarların, rüyanın simgesel ve sisli dilini kullanan büyük düşçüler olduğunu ileri sürüp bir rüyanın bilinçli davranışa belirleyici bir öğe olarak yerleştirilmesi zorunlu bir gerçeklik olduğunu ve bu yüzden ona ciddiyetle yaklaşılması gerektiğini söyleyen Jung’u iddiamıza tanık göstermek zor değil. Söz kendisine verildiğinde ondan şu savunmayı işitmemiz de: “Bazen rüyalar çok önceden görülmüş, işitilmiş ya da okunmuş ve sonradan unutulmuş şeyleri yeniden canlandırırlar ya da uzakta kalmış deneyimleri hatıra getirirler. Genellikle belleğin kaybolmuş bir anısının mı yeniden hatırlandığı, yoksa deneyin gerçekten yaşanmış olay mı olduğunu izleyebilmek güçtür.”1

 

Her rüya zaman ve mekan üstü bir kurgudur, kalem sahiplerine meşale tutan. Yalnız oluşturmaya çalıştıkları yeni gerçekliği tutuşturmakla kalmaz, bizzat o yapıya mimarisini taşır. Romandan, hikâyeden ve şiirden rüya çıkartıldığında geriye bir moloz yığını kaldığı görülür. Hayalin derinliklerine dalmadan ne “A’mâk-ı Hayal” çıkar günyüzüne ne “Abdullah Efendi’nin Rüyaları.” Attar’ın “Mantıku’t-Tayr”ı ve Dante’nin “İlâhi Komedyası” da olsa olsa büyük düşlerdir. Masal başlayacak fakat uyanmalı Gregor Samsa. Bir düşten yeni bir düşe geçmeli ki ortaya çıksın  “Dönüşüm.”

 

Borges’in Casares’le birlikte derlemiş olduğu “Olağanüstü Masallar”da M.S. 300 yıllarında yaşayan Liehtse’ye nispet edilen bir masal vardır ki onu okuduktan sonra edebiyatla rüya arasına kuracağımız köprünün altından bütün bir edebiyat tarihi akabilir: 

 

“Cheng’li bir oduncu bir koruda ürkmüş bir geyiğe rastladı ve onu öldürdü. Sonra da başkalarının bulmasını önlemek için üstünü yapraklar ve dallarla örterek onu ormana gömdü. Ancak kısa bir süre sonra geyiği sakladığı yeri unuttu ve her şeyi düşlemiş olduğunu düşündü. Öyküyü herkese sanki bir düşmüş gibi anlattı. Dinleyicileri arasından bir adam saklanmış geyiği aramaya gitti ve onu buldu. Adam geyiği evine taşıdı ve olan biteni karısına anlattı:

 

‘Bir oduncu bir geyik öldürdüğünü düşlemiş ve sonra sakladığı yeri unutmuş; ben onu buldum. Şu oduncu gerçekten yaman bir düşçü.’

 

‘Kim bilir belki de, sen bir geyik öldürmüş olan bir oduncu gördüğünü düşledin,’ dedi karısı. ‘Böyle bir oduncunun bulunduğuna gerçekten inanıyor musun? Ama yine de, gözümüzün önünde bir geyik durduğuna göre, düşün gerçek olmalı.’

 

‘Geyiği bir düş sayesinde bulduğumu farz etsek bile,’ diye gürledi koca, ‘ikimizden hangisinin düş gördüğünü bulmak için canımızı sıkmanın ne anlamı var!’

 

Oduncu o gece evine döndü; aklı hâlâ geyikteydi; o gece gerçekten düş gördü; düşünde geyiği sakladığı yeri ve onu bulan adamı gördü. Şafakla birlikte diğer adamın evine gitti ve geyiği orada buldu. İki adam sert bir ağız dalaşına giriştiler ve sonunda geyik davasını karara bağlamak bir yargıca düştü. Yargıç oduncuya döndü:

 

‘Sen bir geyiği gerçekten öldürdün ve bunun bir düş olduğunu düşündün. Sonra gerçekten düş gördün ve onun gerçek olduğunu düşündün. Diğer adam geyiği buldu ve bu yüzden seninle tartışıyor, ama karısı onun başka birinin öldürmüş olduğu bir geyiği bulduğunu düşlediğini düşünüyor. Kısaca hiç kimse geyik öldürmedi. Ama önümüzde bir geyik durmakta olduğu için, en iyi çözüm onu ikinizin arasında bölüştürmek.’

 

Dava, Cheng Kralı’nın kulağına kadar gitti ve Cheng Kralı şöyle dedi:

 

‘Yargıca gelince, acaba o bir geyiği böldüğünü düşlemiyor mu!”’2

 

Yargıcın bir geyiği düşleyip düşlemediğini bilmiyoruz. Bildiğimiz şu ki düşü olmayanın hakikati de yoktur. ∎

Eser Sahibi:

1959'da Samsun Ladik'te doğdu. İlk ve ortaöğrenimini Ankara'da tamamladı. İlk şiiri Mavera Dergisi'nde çıktı (1982). Yükseköğreniminin ardından bir süre editörlük yaptıktan sonra Şûle Yayınları'nı kurdu. 1989'da Merdiven Sanat isimli aylık bir sanat dergisi çıkardı. 24 sayı çıkan bu derginin yanı sıra Kitaphaber isimli iki aylık bir kitap-kültür dergisi yayınladı. Yayın yönetmenliğini de yaptığı bu dergilerde şiir, öykü ve makalelerini yayınladı. Ural'ın yayınlayıp yönettiği dergiler arasında bir şiir ve poetika dergisi olan Merdivenşiir de bulunuyor (2005–2007).
2006-2012 yılları arasında Türkiye Yazarlar Birliği (TYB) İstanbul şube başkanlığını yapmış olan A. Ali Ural, bir dönem de Şehir Tiyatroları Repertuar Kurulu üyeliğinde bulundu. İstanbul Uluslararası Şiir Festivali Yürütme Kurulu üyesi olan Ural, “Ejderha ve Kelebek” adlı eseriyle, Türkiye Yazarlar Birliği'nin 2010 Deneme Ödülü'nü aldı. 2011 yılından itibaren FSMVÜ'de  “Özgün Yazarlık” ve “Yazılı ve Sözlü Anlatım” dersleri veren A. Ali Ural, 2012 yılının Şubat ayında birinci sayısı çıkan ve edebiyat ağırlıklı bir sanat dergisi olan Karabatak' ın yayın yönetmenliğini yapıyor. Ural, “Gizli Buzlanma” adlı şiir kitabıyla 2013’te Türkiye Yazarlar Birliği’nin “Yılın Şiir Kitabı” ödülünü aldı.

Eserleri: 
Şiir: 
Körün Parmak Uçları (1998)
Kuduz Aşısı (2006)
Gizli Buzlanma (2013)

Hikâye: 
Yangın Merdiveni (2000)
Fener Bekçisinin Rüyaları (2011)

Deneme: 
Posta Kutusundaki Mızıka (1999)
Makyaj Yapan Ölüler (2004)
Resimde Görünmeyen (2006)
Güneşimin Önünden Çekil (2007)
Satranç Oynayan Derviş (2008)
Tek Kelimelik Sözlük (2009)
Ejderha ve Kelebek (2010)
Bostancı Bahane (2010)

Tercüme-Araştırma: 
Divan / İmam Şâfiî'nin Şiirleri (2002)

0 Yorum Bulunmaktadır.

Yorum Yapın!

Gerekli tüm alanları lütfen doldurunuz. *