DÜNYANIN BİTTİĞİ YERDE BİR DÜNYALI: PABLO NERUDA

Şili... Aymara dilinde “dünyanın bittiği yer...” Neyse ki tanıdık biri var; Pablo Neruda. Başkent Santiago’da, ülkeyi dünyanın sonu yapmaktan çıkarıp şiirin durağı yapan Pablo Neruda karşılıyor bizi. Resmi adıyla Ricardo Eliezer Neftali Reyes Basoalto... Babasının farklı mesleki yönlendirmelerine itirazla, edebiyata merakıyla Çek şair Jan Neruda’nın ismini alıyor. Diplomatik görevlerle dünyayı dolaşsa da ruhunun izleri Santiago’yu sarıp sarmalamış. Biz onu Il Postino’dan kalma hatıralarla İtalya ile özdeşleştirsek de La Choscana’yı gördükten sonra Neruda’nın, Şili’nin evladı olduğuna şahitliğimiz güçleniyor.

 

Yaşadığı üç ev, edebiyatseverlerin uğrak noktası; La Chascona, La Sebastiana ve Isla Negra. En çok vakit geçirdiği ve çok sevdiği evi, Isla Negra’daki. Pek çok şiirine ilham veren ev… Belki de bu yüzden mezarı da burada. Barının tavanındaki şair isimlerinin arasında bir tanıdık daha var: Nazım Hikmet. Denizcilikle ilgili koleksiyonlar ve envai çeşit kişisel eşya… Neruda Vakfı, bunları yaşatmak için üç ev arasında sağlam bir ağ kurmuş.

 

Diğer ev, La Chascona, Santiago’nun merkezinde. Son on yılda çehresi değişen Santiago’nun yüksek binalarından uzaklaşıp bohem bir mahalleye girdiğinizde, Neruda’nın evinin durağındaki güneş parlıyor; dağınık saçlı Matilde’ye ithafen  La Chascona arması… Üzüm asmalarıyla kaplı ev, And Dağları ile kuşatılmış. Kim bilir, Neruda “Aşk çok kısa, unutmak ne kadar uzun” dizelerini yazarken bakışları dağın zirvesinde kaldı uzun uzun. Yeşil kadehleri, haritaları, mektupları, Neruda’nın binbir çeşit hatırası bu evde. Sanki Isla Negra’ya kıyasla Neruda’nın diplomatik yüzünü temsil ediyor.

 

Üçüncü ev La Sebastiana için Valparaiso’ya tırmanmak gerekiyor. Tepe üstündeki ev, Neruda’nın okuma koltuğundan liman şehrinin sahillerini görüyor. La Sebastiana’nın barındaki bardaklar Neruda’nın tüm dünyadan topladığı koleksiyon. Bu evdeki yatak, sandalye, masa, her şey okyanusa bakıyor.

 

Denize tutkun olsa da araziler onun ana yurdu. “Buğday Türküsü”nü onların verdiği coşku ile yazıyor:

 

“Halkım ben, parmakla sayılmayan

Sesimde pırıl pırıl bir güç var

Karanlıkta boy atmaya

Sessizliği aşmaya yarayan

 

Ölü, yiğit, gölge ve buz, ne varsa

Tohuma dururlar yeniden

Ve halk, toprağa gömülü

Tohuma durur bir yerde

Buğday nasıl filizini sürer de

Çıkarsa toprağın üstüne

Güzelim kırmızı elleriyle

Sessizliği burgu gibi deler de

Biz halkız, yeniden doğarız ölümlerde.”

Eser Sahibi:
0 Yorum Bulunmaktadır.

Yorum Yapın!

Gerekli tüm alanları lütfen doldurunuz. *