BİR AYNADAN ÇAĞA DÜŞEN AKİSLER

Geç kaldık. Çünkü modern bir çağda yaşıyoruz ve elimizden çok şey alındı. Özellikle sosyal medya aracılığıyla bilgimiz, samimiyetimiz, tebliğ dilimiz kirlendi. Ayrıca kolay sev, kolay nefret et, kolay ayrıl. Artık sloganım-slogansınız-sloganlar, hepsi geçici. Herkes bilge olduğu için, bilgimiz değersizleşerek sansürlendi sosyal medyada. Ne diyordu şair “Bize savaşacak zaman bırakmadılar2

 

Geç kaldık. Topraktan gelen sorulara, kavgalara, sevgilere göklerden cevap verilmiş bir çağ vardı, biz geç kaldık. Sofrada bize kalan ise anlamak için bir taleb ve rüyalar. Ve belli ki bu yol yürüyüşümüz boyunca ağlamak da eşlik edecekti bize. Çünkü “Ağladıkça anlıyorum, ağladıkça anlıyorum” diyordu Reis Bey.3

 

Ayna döndü4

 

Ve aynanın karşısına geçip, anlamak için ağlayan, ağladıkça anlayan bir yazar vardı. Naatın Kıyısında5 değildi artık, boynuna kadar sulara girdi bedeni, önce göğe baktı sonra yavaş yavaş sırtladı güneşi. Ali Ural Peygamber’in Aynaları kitabıyla tesbihte otuz üç adım ilerledi.

 

Subhânallah

Otuz üç kere6

 

Peygamber’in Aynaları, Ali Ural’ın dokuzuncu deneme kitabı. 2006 yılında yazmaya başlamış, Kasım 2015’te Şule Yayınlarından yayımlamış dokuz yıllık bir eser. İlk deneme kitabı ise 1999’da yayımlanmış; Posta Kutusundaki Mızıka. Diğer deneme kitapları; Makyaj Yapan Ölüler (2004), Resimde Görünmeyen (2006), Güneşimin Önünden Çekil (2007), Satranç Oynayan Derviş (2008),Tek Kelimelik Sözlük (2009), Ejderha ve Kelebek (2010), Bostancı Bahane (2010).

Kitap şiirsel bir giriş ve otuz üç bölümden oluşmakta. Her bölümde bir sahabe anlatılacak şekilde, sırasıyla Hulefâ-yı Râşidin, Peygamberimizin kızı, hanımları, torunları ve diğer sahabelerle beraber Peygamberimizin otuz üç dostu anlatılmış. Bölümlere ayırıp bütün sahabelere bir bir odaklanması eseri kontrol etmeyi ve çözmeyi kolaylaştırmış. Ayrıca daha çok yazılacak dostu var demeyi de unutmuyor yazar; yüzlerce ayna.

İçerik kısmında her sahabenin yanına, o sahabeyi tanımlayacak, bir nakış veya bir ağıtla özetliyor.

 

 “Hz. Ebû Bekir-Peygamberle Arkadaş Olmak

                Hz. Ömer-Şeytanın Korkuttuğu Adam

                Hz. Osman-Sevgilinin Yanındaki Şehit

                Hz. Ali-İlmin Sırlı Kapısı

                Hz. Hüseyin-Omuzlarımızın Üstündeki Baş

  1.                       Bir Kutlu Yolcu

Abdullah b. Revâha-Cenneti Özleyen Şair

                Amr b. Âs-Nil’in Esrarengiz Postacısı 

                                Hz. Bilal-Sisleri Sesiyle Dağıtan Münadi

                Ebû Zer El-Gıfâri-Yağmacılıktan Yağmur Olmaya7

 

Yazar, kitabın bir bütün olarak neyi amaçladığını açık bir şekilde girişte dile getiriyor; büyük aynadaki Hakk’ın nurunu, Peygamberimizin azametini yansıtan aynalar yani dostları vasıtasıyla O’nu da işaret ederek anlatmak ve her biri bütün olan bu aynaları birleştirerek nebevi tavrı, nebevi sureti ortaya çıkarmak. Amaçlarını bütün bölümlerde sahabelerle Peygamberimiz arasındaki sıkı ilişkiyi ve samimiyeti vurgulayarak somutlaştırıyor.

 

Ali Ural’ın öykü ve şiirlerindeki kesintisiz, sağlam kurgusu elbette Peygamber’in Aynaları kitabına da yansıyacaktı. O yüzden Hz Hamza’yı (ra) anlatan bölümde, bütün yazı boyunca “Vahşi’nin mızrağı ıslık çalarak devam ediyor yoluna.8 Bu bölüm bugünü anlatmakla başlıyor, geçmişe doğru yol alıyor ve diriliş günüyle son buluyor. Bugün için Özgürlük Heykeli ironisiyle “Bağdat'ın, Beyrut'un, Şam'ın, Gazze'nin üzerinden geçiyor mızrak.9 Ardından, Bedir’e sekiz gün kala, Hz Hamza’nın Müslüman olmasına tanık oluyor. Sesi daha da çirkinleşiyor mızrağın, kin tutuyor; Uhud’ta yoluna devam eden Allah’ın ve Hz. Peygamber’in Aslanıyla, Hz. Hamza’yla(ra) kesişiyor yolları. Yazının sonuna kadar devam ediyor mızrak, ta ki Hz. Peygamber “Medine'den: EY HAMZA KALK!10 diye seslenene kadar; dirilme gününe kadar.

 

 

Yazar aynı şekilde Abdullah b. Mes’ud’u (ra) anlattığı bölümde de bu güzel ve kesintisiz kurguyu devam ettiriyor. Ama okuyucu sadece Abdullah b. Mes’ud’u (ra) okurken “Demek ki bu ayakları izlemek gerekiyor11 demiyor, diğer bütün sahabeleri okuduğunda da bu cümleyi dedirtecek samimi bir ilişki kuruyor kendisi ve sahabe arasında. Bunu söyletmek sadece kurgunun kesintisiz ve sağlam olmasından değil, nesirdeki dilin sadeliği, şiirselliği sayesinde de oluyor. Üçünün birlikteliği okuyucunun metinlerle kurduğu ilişkiyi, anlamı üst seviyeye taşır.

 

Aşırı resmi ifadeler eserin canlılığını öldürür, fazla duygusal olması da eseri boğar, okunmaz hale getirir. Bundan uzak durmanın yolu; dilin sadeliğini sağlamak ve dilin şiirselliğini itidalli bir seviyede tutmak. Dilin sadeliği eserin temeli ve inşasını sağlar yani gözümüzün önüne yazılanı daha iyi anlamamızı sağlayacak bir manzara oluşturur. Böylece yazarın ne demek istediğini, hangi manzarayı bize göstermek istediğini daha rahat bir şekilde kavrarız. Dilin şiirselliği ise eserin mimarisini yani estetiği oluşturur. Dilin şiirselliği çok olursa duygusal, az olursa akademik bir esere dönüşür. Ve daha büyük ustaların işidir bu. Nesirdeki şiirsellik ayrıca yazıda ki samimiyeti de gösterir. O yüzden yazarın eserle olan ilişkisini, duygusunu, ne kadar hüzünlendiğini, sevindiğini, haykırdığını ifşa eder biraz. Bundan dolayı da usta işidir. Bu ustalığa hepsi için en güzel örnek: Bir aile tablosu.

 

 “Güneş, yakın yıldızlarını biraz daha yaklaşmaya çağırdı kendine. Sonra abasının kanatlarını açıp şefkatle sardı onları. Olacak gibi değil ama oldu, güneş sisteminin en parlak yıldızları bir örtünün altında toplandılar. Dudakları kilitlendi heyecandan. Nefesleri kalp çekicinin altında şekilden şekle girdi. Işıklarını aldıkları kaynağa bu kadar yakın olmamışlardı hiç. Aynı abanın altında olmak, evrendeki değerlerini yeniden belirlemişti. Yalnız onlar değil, bütün kâinat nefesini tutmuş güneşin dudaklarının kımıldamasını bekliyordu. Ve güneşin dudakları kıpırdadı: “Allahım! Bunlar benim Ehl-i beytimdir; onları kötülüklerden koru ve kendilerini tertemiz kıl!" Bu duayı işiten yıldızlar sevinçle sokuldular güneşlerine. Hz. Fâtıma, Hz. Ali, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin, Peygamberin abasının altında gülümsediler. Bu âile fotoğrafı, albümlerinin ilk sayfasını süsledi inananların. Zira bu sayfaya bakmadan öteki sayfaları anlamak imkânsızdı. Bu fotoğrafta Son Peygamber; hem baba, hem dede, hem kayınpederdi. Bu fotoğrafta Ali; hem eş, hem baba, hem damattı. Bu fotoğrafta Hasan ve Hüseyin; hem oğul, hem torundular. Bu fotoğrafta Fâtıma; hem anne, hem eş, hem çocuktu.”12

 

 Adl yani “denkleştirmek, eşit muâmele etmek, âdil olmak13 kökünden gelen bir kelime i‘tidāl. İtidalde olmak sizi ne ifrata ne de tefrite götürür, sizi aşırı iki uçtan korur. Ondan dolayı kelimenin durduğu yer aslında en adaletli olan konum demektir. Ve adaletli olanda fitne bulamazsınız. Ama fitne Vahşi’nin mızrağı gibi devam ediyor yoluna. Cemel Vakası’nda, Sıffin Savaş’ında, Kerbela’da devam ediyor. Çünkü kalabalıklar fitnelerle daha kolay hareketlendiriliyor, daha çabuk kavgalara tutuşturuluyor.

 

Toprağın babası kucakta uyur

İki güzel iki kumru iki er 

Kıyanın hesabı nice olur bilmem 

Dinmeyen bir hüzün bir kandır sızar14 dediğinde şair, biliyordu inmeyecekti belki hiç mızrak, kan sızmaya devam edecekti. Peygamber’in Aynaları kitabının dokuz senede çıkması yazarın eserin i’tidâlle (fitnesiz) ve hassasiyetle yazılması gerektiğine inanmasıdır.

 

Kitap sadece dilin sadeliği, şiirselliği ve kurgusuyla değil, aynı zamanda kaynaklarla da pekiştirilip bir biçim ve anlatım tarzıyla klasik siyer anlayışından farklı bir yere konumlanıyor. O yüzden siyer denilmeyebilir ama aynalar birleşince bir suretin, bir tavrın, bir tarihin ortaya çıktığı kesin!

               

Ve ayna döndü

Biz geç kaldığımızı ilan edip

Tam umudumuzu yitirmek üzere olduğumuz vakit, görünüyor yeniden gökyüzünde.

Yarış devam ediyor.

Bitiş çizgisine ulaşanlar aynayı değil, yüzünün hâlini gösteren yansımayı kazanacak.15

 


 

1-Cahit Zarifoğlu, Bütün Şiirler-Ağaçlar, s. 250

2-Pınar Yeşil’e ait bir mısradır

3-Necip Fazıl Kısakürek, Reis Bey

4-A.Ali Ural, Peygamberin Aynaları, s. 7

5-A.Ali Ural, Naatın Kıyısında Şiiri

6- A.Ali Ural, Peygamberin Aynaları, s. 19

7-a.g.e., s. 5-6

8-a.g.e., s.154-158

9-a.g.e., s. 154

10-a.g.e., s.158

11-a.g.e., s. 227-230

12-a.g.e., s. 52-53

13-İlhan Ayverdi, Misalli Büyük Türkçe Sözlük, s. 1493

14-Mehmet Akif İnan-Toprağın Babası Şiiri

*Toprağın Babası (Ebu Turab), Peygamberimiz’in Hz. Ali’ye verdiği bir sıfattır.

15-A.Ali Ural, Peygamberin Aynaları, s.15

Eser Sahibi:
Website:
0 Yorum Bulunmaktadır.

Yorum Yapın!

Gerekli tüm alanları lütfen doldurunuz. *