HER ŞEY GÜZEL OLACAK

"Uzun zamandır kesik kesik öksürüyordu. Sigortası kesilmişti, hastaneye gidemiyordu. Onurunu korumak uğruna verdiği yaşam savaşında ölmekten incinmeyecekti. Ama hiç olmazsa bir kişi bunun farkında olsaydı. Hangi sebepten öleceği korkutmuyordu, vazgeçemeyeceği bir hayat sürmüyordu nasıl olsa. Hiç olmazsa biri öksürdüğünün farkında olsaydı."

Bazı öyküleri okumak dertsiz başımıza dert almaktır belki de. Hayatın gerçek yüzünden kaçıp öykülere sığınırken en büyük gerçekleri karşımızda bulmak, derinlerimizde kalmış hislerimizi gün ışığına çıkarmaktır. Varlığını dahi unuttuğumuz kimseleri en ince ayrıntısına kadar hatırlamaktır bazen. Okuduğumuz satırlardan başımızı kaldırdığımızda yorgun düşenin gözlerimiz ya da zihnimiz değil, yalnızca duygularımız olduğunun farkına varmaktır.  

Emine Batar, bu kez Şule Yayınları'ndan çıkan ikinci öykü kitabı "Düğün Daveti" ile bizlerle. Kahramanlar aramızdan. Kelimeler yalın, hisler tanıdık. Hepimiz bir ucuna tutunup kendimizi  bulabiliriz bu öykülerde ya da çevremizdeki bir tanıdığa rastlayabiliriz. Canımız da yanabilir  okurken; fakat Batar öykülerini öyle yumuşak bir dille yazmıştır ki aklımızdan ne kendisine, ne de kahramanlarına sitem etmeyi geçirebiliriz.

"Yorgun bedenini sandalyeye bıraktı. Başını pencereye çevirdi. Akşam güneşinin camlara düşen kızıllığına uzun uzun baktı. Kalabalık her gün sokağa akıyor, günün bu saatlerinde uysallaşmış, yorgun adımlarla evine dönüyordu. Birbirlerinin yaşamlarından bihaber, yan yana yürüyüp gidiyorlardı. Bir yerde ayrışıyor, uzaklaşıyorlar, sonra başkalarıyla kesişen yollarında yürümeye devam ediyorlardı. Kaldırım taşları her gün biraz daha nasırlaşan sırtını dinlendirmek için insanların uyumasını bekliyordu." Yorgun bir kadın Yazgı'nın kahramanı. Taşınması hiç de kolay olmayan bir yükün altında ezilmemek için kendine teselliler arıyor. Karşısında duran eşini ve onun felçli ayaklarını incitmemek için belki kendisini incitiyor. "Sessizlik ikisi için de, acımasız bir fırtına, genzi yakan bir kokuya dönüştü ve odayı doldurdu. Kadın yerinden doğruldu, kapıya yöneldi. Adama bakmadan ve yürüyüşünü bozmadan, boğuk sesiyle 'Boşver, düşünme bunları. Her şey güzel olacak,' dedi. Koridorun loş karanlığına girdi."

Aldanışlar adlı öyküde, “Sevgim kalmadı,” diyen bir adam, bir eş var. Hikâye boyunca bu cümlenin ağırlığını omuzlarından atmak isteyen bir kadın. Adamın gidişinden sonra duygusuz davranmanın daha doğru olacağına karar veren, o yedi yıl, on ay, yirmi günü hayatında hiç olmamış gibi kabul etmek isteyen bir kadın. Kolay değil, “Sevgim kalmadı,” diye bir cümle işitmişti kocasından. Çekmeceyi araladı. "Ortasındaki siyah taşın çevresine dizilmiş ve çiçek görünümü verilmiş parlak taşları süzdü." Taşlardan biri eksikti. "Sesinde, elindeki nesneye öfke vardı ve sanki diyordu ki 'Sen sağlam kalmış olsaydın, belki...’”

                                                           *

Emine Batar çoğunlukla iç seslere kulak vererek kaleme almış öykülerini. Kahramanlarının ruh halini anlatırken bedenlerindeki ayrıntıları da tasvir etmeyi ihmal etmemiş. Bu da öykülerini oldukça güçlü kılmış.

                                                           *

"Sırtım cama dönüktü. Yaprakların hışırtısını duyuyordum. Çocuklar biraz ilerideki parka doluşmuşlar. Sesleri, camı geçip kulağıma ulaşıyor. Yaşayamayacaksa uyumalı insan, hiç olmazsa uyur gibi yapmalı.

Annem durmadan odayı temizliyor, havalandırıyor. Sanki insan çok isterse ölümü bile erteleyebilirmiş gibi. Tuhaf bir telaş içinde. Onu izlerken yoruluyorum. Kendisine baktığımı görünce, yüzündeki acıyı tebessümle kapattı." Eşik'te hasta bir çocuk, onu var gücüyle iyileştirmeye çalışan annesinden ve kendisinden bahsederken "Kimse bize ölü diyemez ve kimse yaşadığımızı söyleyemez," diyor. İnanmış iyileşemeyeceğine ve bunu çoktan kabullenmiş. Annesine birkaç iyi cümle bırakmak için yalnızca kâğıt kalem istiyor. Yazıyor ve yastığının altında saklıyor kâğıdı. Ta ki annesiyle babasının fısıldaşmalarını duyana kadar. Duyana kadar "Ölüyor," diyerek derin derin soluyan babasını. "Gözlerimi gözkapaklarımın ardına gizledim. Annem ışığı kapattı, uyuduğuma inanıyor. Oysa eşikteki biri uyuyamaz."

                                                           *

Yazar, zaman zaman aile hayatımızdaki yaralarımızı hatırlatıyor öykülerinde. Bazen bir evladın, bazen bir sevgilinin, bazen bir eşin vefasızlığına kahramanlarının kişiliklerinde rastlıyoruz. Korkuyoruz o kahramanlardan birine dönüşmekten. Belki de Batar bu korkuyu ruhumuza bilinçli olarak salıyor. Öykülerindeki karakterlerle belki de insanlığımızı bizlere yeniden sorgulatıyor.

                                                           *

"Kendini bildi bileli az konuşurdu annesi. Böyle olması iyiydi. Yalnız yaşamayı mesele haline getirebilir ve oğluna sitem edebilirdi. Ama oğlu biliyordu ki köylü arkasından 'hayırsız' diyordu. Annesi onu okutmasaymış şimdi tarlada çapa yapıyor olacakmış. Annesini beğenmiyormuş, onun sorunlarıyla ilgilenmiyormuş. Kıskançlıklarından konuşuyorlardı. Geçen bayramdı hatırlıyordu: 'Kimsenin bir şey dediği yok,' demişti annesi."

Bazen en sevdiklerimize en büyük yalanları söyletir, sonra da duyduklarımızla rahatlamaya çalışırız. Uzak İhtimal'de Batar, öyküdeki kahramanın kendini temize çıkarma çabaları ve onu bekleyen kötü bir sürprizle okuyucuyu etkisi altına alıyor.

                                                           *

Süleyman'ın Ölümü'nde ise şımartılmaktan hoşlanan bir okul müdürünü çıkarıyor karşımıza yazar. Sanal âlemde beğenilmek, öykünün kahramanı için büyük bir gurur. Artık gerçek kimliğimizi bir yana bırakıp sanal kimliklerimizle mutlu olmaya çalışan bizler gibi belki de.

 "Müdür olduğu bilgisini internette paylaştığı gün biraz tepeden bakmıştı ve küçülmüş suretlerimizle alay etmişti. 'Dua edin,' diyordu. Başarılı bir müdür olması için dualarımız gerekiyormuş. 'Bu sadece bir başlangıç,' diyordu; özel bir çalışma alanına sahip olmayan biz zavallılara meydan okur gibi." Ölümüyle Süleyman'ı yeniden hatırlayan kırgın bir kadın da var öyküde. Diyor ki: "Parktaki ağaçlar -onların saklayacak yüzleri yok- apaçıklar. Başka türlü olmaya çalışmıyorlar, yapmaları gereken tek şey, ağaç olmak. Yaprakları ne kadar da güzel, gövdesi onurla taşıyor dallarını, gölgesi serin ve kucaklayıcı.

Duvarlarını yıkmadan akan şu su bir şey mi söylemek istiyor acaba? İçimdeki gizli sesle konuşmam için ona bakmam yeterli olacak. Sessizce dinleyecek, bana hiçbir şey söylemeyecek ve her şeyi söylemiş olacak. Bu itaatkar akışın bir sonu olmalı. Sular da ölür, sular da birdenbire..."

                                                           *

Düşünmediklerimizi düşündürtüp görmediklerimizi gösteriyor Emine Batar.  Bunu didaktik bir havadan uzak, uysal ve sakin bir anlatımla gerçekleştiriyor. Zaman zaman ölümü, zaman zaman aşkı anlatıyor öykülerinde. Ve diyor ki:

"Ah katı ve kararlı akıl!

Bedenden ayrıldığında çıplak kalan ruh!

Ölüm ve aşk birbirine ne kadar da benziyor."

Eser Sahibi:
0 Yorum Bulunmaktadır.

Yorum Yapın!

Gerekli tüm alanları lütfen doldurunuz. *