MAKİNE RAHAT! İNSAN HAZIR OL!

Sek sek oynayan bir çocuğu seyretmek sizi farkında olmadan gülümsetebilir.Dişleriniz görünmeyebilir bu gülümsemede. Gözleriniz daha içten, daha berrak ve huzurla bakabilir. Fakat sizi düşünmeye itecek olan -kim bilir belki bunun da farkına varamayabilirsiniz- aynı çocuğun yavaş hareketlerle, ağır çekimde sek sek oynaması olur. Parmakları arasındaki taşa kayar bakışlarınız. Dilini ısırır çocuk sekizinci kareyi hedeflerken. Sekizinci kare bir mıknatıs gibi çeker çocuğun elindeki taşı. Bir ileri bir geri, kollar hareket eder bu yüzden. Ayaklarına bakarsanız, çözülmüş bir bağcık görürsünüz muhakkak. Önce tek ayakla, sonra çift, ardından yine tek… Sekize kadar gidecek çocuk. Düşünün, bu ağır çekimde aslında epey uzak.

Yavaş hareket eden her şey şiirdir. Her şeyi ağır çekimde gören ise şair. Bu yüzden daha fazla söylenir atlar; kaplumbağalardan daha yavaş.

 

Emirhan Kömürcü Şule Yayınları’ndan “Rahat Makine” isimli ilk şiir kitabını çıkardı. Yirmi altı şiir var “Rahat Makine”de. Yukarıdaki paragraftan yola çıkarak Kömürcü için, kaplumbağaları seyrederek atları nasıl yazabileceğini keşfetmiş bir şair diyebilirim. Esasında şiirleri sırayla okumaya başladığınızda, şairin sert vurgular ve yüksek bir ritimle şiirini söylediği kanısına varmak mümkün. Ta ki Şis adlı şiire gelene kadar. Bu şiirdeki o yumuşak, uzun ve dingin müzik, sanki hemen yan dairenizden gelen bir piyano sesi gibi ruhunuzu hareketsiz kılabiliyor.

 

insan fotoğraflarla her yere gidebilir

ruhunun olduğu yere mesela

ruhunu fotoğrafların olduğu yere

götürebilir insan (Şis’ten)

 

Şis, kitabın ilerleyen sayfalarında karşıma çıksa da ona öncelik vermemin nedeni, “Rahat Makine”nin kalbi olduğuna inandığımdan.

 

Kömürcü, şiirinde, dünyayı ele geçirmiş kapitalist düzeni açık hedef olarak işaret ediyor. Biz okurlar da varız namlunun ucunda kimi zaman. Tam kaşlarımızın üzerinde, saç diplerimizde bir demir soğukluğu hissedince, kitaba neden “Rahat Makine” isminin verildiğini de anlıyoruz böylece. Fakat Don Kişot’luk yapmıyor şair, bilmiş bir eda takınmıyor. Bu rahatlık aslında bir çeşit rahatsızlıktan kaynaklanıyor. Ruhun duyduğu rahatsızlık. Gözün, kulağın, vicdanın... Kömürcü için, öğrendiğini yazmış değil de yazarak öğrenme yolunda ilerlemiş denebilir. Şiirin, şaire yaptığı o en müphem büyüyle…

kaçıyorsun çoraplı ayaklarınla

gerçeklerden kaçıyorsun

hastalıklı derilerden

gergin pis kokulu kursaklardan

afrikadan kaçıyorsun

benim o biricik afrikamdan (Beton Ağırlığında ve Şimdi’den)

 

Kitapta Çömez Şaheser ve Yaşanmaz Şiir adlı şiirler uzun soluklu olmalarından dolayı dikkat çekiyor. Özellikle üç bölüme ayrılmış Yaşanmaz Şiir ve Yaşanmaz Şiirler İçin Bir Ek şiirleri kitabın sonuna konulmuş. Bir bildiri ve hatta sebeb-i telif niteliği taşıdığını düşündüğüm bu iki şiir, şairin üzerinde epey duraksayarak, düşünerek, bekleyerek kurduğu bir şiir olduğu intibası bırakıyor. Bu şiirde okur dışarıda bırakılmamış lakin şiirin merkezinde de diyemeyiz. Okur, asli görevini yerine getiren bir dinleyen konumunda. Anlatıyor şair.

ambalajlar bizim o biricik yüzümüzden

 

                binlerce üretti (Çömez Şaheser’den)

 

yaşamaksa işte başladım

ama yaşamamayı saklamak zaruri mi (Yaşanmaz Şiir’den)

 

Bu iki şiirdeki şairin ruh hali, öteki şiirlere de sirayet ediyor. Kömürcü’nün ironik dili bazı mısralarda gülümsetiyor okuru:

hegeli unutursam bu yıl geçermişim sınıfı (Harmoni Mao’dan)

 

birleşik devletlerin benden çaldığını

kurşunun izbe tarihi bilsin (Öpülmek İsteyen Uçak’tan)

ah be kazım sen çok dirisin

nazım mazım hop

dünyayı top sanan bir röveşata

bizi de fırlattı galaksiler ötesine (Çocuk Ölüsü Görenler Bu Şiiri Okuyamayacak’tan)

               

                Şairin, insan ve dünya arasındaki ilişkiden sıkıntı duyduğunu sezebiliyoruz şiirleri okurken. İnsanın dünyaya ait olmadığını biliyoruz fakat dünyanın da insanların hışmına uğradığını kabul etmek durumundayız. Dünün ve henüz geçmiş olanın farkında olan insanın sıkıldığı, bunaldığı, huzursuz olduğu zamanlar kadar, huzur bulduğu, kahkahalar attığı zamanlar da vardır. Kömürcü’de olan da bu sanırım. Dünyaya bakmıyor ama onu yazabiliyor. Bağlı değil ama bağı parçalamış da diyemeyiz. Dilde yankısı şu iki mısra oluyor anlattığımızın:

güzel bir kadın gördüğümüzde kemiklerimiz şıngırdıyor

vücutlarımızın esiriyiz her ne olsak da

 

                Anlatılacaksa insan, onu ancak bir şair anlatabilir. Sayfa sayfa romanlar, cümle cümle öyküler; hatta satırlarca şiir bile değil! Çünkü şair söylemeden anlatabilendir. Yakından seslenemez ama uzaktan el sallayabilir. Araba kullanamaz fakat saatlerce yürüyebilir. Söylediklerinize aptal bir ifade ile bakar da söyleyemediğiniz ne varsa sezebilir. Su üstünde yürüyemez lakin sizi bir sözü ile boğabilir. Tehlikelidir, kendi sözüne kanar; saf olur, başkalarına… Şairin bütün hüneri, beklemeyi bilmesidir.

metro istasyonunda bekliyoruz

hepimiz bir yerindeyiz dünyanın

savrulan bir yeni hayat oluyor trenler

ığultularla yapışırken istasyonlara

                düşürmesinler kapşonumdaki güneşi

 

 

                                                                                             

Eser Sahibi:
0 Yorum Bulunmaktadır.

Yorum Yapın!

Gerekli tüm alanları lütfen doldurunuz. *