APO DAYI ÖLMESİN

            Apo Dayı iyice yaşlandı. Belki de yakında ölecek. Korkuyorum. Artık o sokaktan gelip geçerken el sallayamayacağım ona. O da bana o sözü söyleyemeyecek. Apo Dayı her gün o sözü söyleyemeyecek ve ben her gün büyüyeceğim. Her gün eksileceğim biraz. Apo Dayı yaşlı. Belki de ölecek yakında. Ölmesin Apo Dayı.  

            Sen nasıl taşıyacaksın şimdi o torbaları, derdi. Bu küçücük ellerinle nasıl taşıyacaksın onları? Sonra kese kâğıtlarını bir bir yerleştirirdi kucağıma ve ben evin yolunu tutardım. Apo Dayı manav. Önce tablası vardı. Sonra yavaş yavaş işi büyüttü. Sıra sıra dizmeye başladı meyve sebze sandıklarını yol kenarına. Sonra kızı da geldi yanına. Bazen kese kâğıdı uzatıyor, bazen para üstü veriyor. Kanalın başını tuttu adam iyice, diyor annem. İyi adam diyor babam da, arada bir ondan alalım meyveyi, sebzeyi. Mahallemizin adamı ne de olsa. Apo Dayı manav. Başında kasketi, belinde para kesesi var.

            Öyle yapıyorum; arada bir Kanal’ın başındaki Apo Dayıya gidiyorum. Meyvenin, sebzenin en iyilerini seçiyor bana Apo Dayı. Beni seviyor. Sen diyor, şu Kâzım Karabekir Ortaokulu’nun orda mı oturuyon? Evet diyorum, hani okulun bu tarafında bir sokak var ya, işte orada. Tanıyom seni tanıyom, diyor. Babanı da tanıyom. Bazen bisikletle işe gidip gelirken selam veriyor bana. Sonra patlıcanları, domatesleri, maydanozu, biberi, sarımsağı, şeftaliyi koyuyor kese kâğıtlarına, bir güzel yerleştiriyor kollarımın arasına ve hadi diyor, şimdi doğru eve. Sağda solda oyalanma. Düşürüp de domatesleri ezme. Sonra annen bana kızar çocuğun eline öyle tutuşturuvermiş diye. Tamam Apo Dayı diyorum. Sen hiç merak etme. Daha bir sıkıyorum kollarımın arasındaki torbaları ve adımlarıma dikkat ederek eve doğru yollanıyorum. Yolun karşısına geçerken dikkat ediyorum. Apo Dayı, ben karşıya geçene kadar bakıyor arkamdan. Beni kolluyor. Sonra sağ salim eve geliyorum. Aferin diyor annem. Kese kâğıtlarını bir bir alıyor kollarımın arasından. Önce patlıcanlara bakıyor. Tam istediğim gibi seçmişsin patlıcanları diyor. Ne iri, ne küçük; orta boy. Dolmalık patlıcan öyle olurmuş. Renginin de biraz mor olması gerekirmiş. Hâlbuki o da biliyor bunları Apo Dayının seçip verdiğini ama galiba manava gitmeyi zorsunmayayım diye böyle söylüyor. Aslında zorsunmuyorum, bilakis seviyorum bakkala manava gitmeyi. Çünkü alışveriş yaptığım herkes seviyor beni. Mahallemizin çocuğu, diye olmalı. Bakkal Habeş amca da, öteki manav Ali abi de seviyor. Berber İdris amca da seviyor. En son, tarağın üzerine kolonya sıkarak tarıyor saçlarımı. Limon kolonyası hem de. Bir güzel kokuyor ki! Ama niyeyse o öteki köşebaşındaki Bakkal Kör Ahmet’e hiç gitmiyorum. Ne bileyim, lakabından mı ürküyorum (ama hakkaten bir tuhaf bakıyor) yoksa atlet-pijama sokakta dolaşmasından mı huylanıyorum, bilmiyorum. Siyah siyah kıllar var göğsünde. Radyo tiyatrosu dinlerken beni korkutan adamlara benziyor. Belki de ondan alışveriş yapmadığım için bana öyle bakıyordur Kör Ahmet. Kör Ahmet ölsün, bana ne!

            Evi yolun kenarında Apo Dayının. Tek katlı, müstakil bir ev. Mavi boyalı. Bahçe kapısı sokağa açılıyor. Bir iki de ağaç var bahçesinde. Hep, balkonda oturuyor Apo Dayı. Sanki biraz evden dışlanmış gibi bir hali var. Yanında hiç kimseyi görmüyorum çünkü. Hiç tesadüf etmez mi? O kız da evlenip gitmiştir herhalde. Bir keresinde paranın üstünü eksik verdiydi de, Apo Dayı kızdıydı. Seni döverim seniii, dediydi. Üzülüyorum uzaktan uzağa. Belki biraz da ondan, ne zaman o sokaktan geçsem el sallıyorum ona. O da oturduğu sandalyesinden başını çevirerek sesleniyor: Seni Kâzım Karabekir Ortaokulu’nun çocuğu seniii, seni dövmediğime pişmanım, diyor. Sonra ben onu arkamda bırakıp yoluma devam ediyorum. Kucağımdaki kese kâğıtlarını düşürmemeye dikkat ederek. Domatesler ezilirse annem kızar! Ama bazen de kısaltarak söylüyor Apo Dayı: Seni dövmediğime pişmanım! Çünkü dönüşte sırtı dönük olduğu için beni geç fark ediyor. Bunu niçin söylüyor, bilmiyorum. Bir şey mi var o günlerden kalan, bilmiyorum. Hafızamı yokluyorum ama bir şey bulamıyorum. Bir gün sorsam mı ki?

Sabah geçerken yine balkondaydı. Yine öyle. Tek başına oturmuş, gelip geçenlere bakıyor. Ama ben biliyorum, en çok da beni gözlüyor. Ben, yani Kâzım Karabekir Ortaokulu’nun çocuğu. Yaklaşınca, yine her zaman yaptığım gibi kollarımı havaya kaldırarak el salladım ona. Gülümsedim. O da aynı şeyi söyledi. Ne eksik, ne fazla. Sonra ben yoluma devam ettim. Birkaç adım atmıştım ki, şimdiye değin hiç düşünmediğim bir şey geldi aklıma. İlginç! Oysa bu (oyun) birkaç yıldır böyle sürüp gidiyor. Ben el sallıyorum, gülüyorum ve o da: Seni Kâzım Karabekir Ortaokulu’nun çocuğu, seni dövmediğime pişmanım. Evet, her defasında o bilemediğim pişmanlıkla geride kalıyor Apo Dayı. Kendimi unutmuşum demek ki. Yoksa bunu veya bir başka şeyi çok önceden akıl etmem gerekmez miydi? Hayat bazen bunu yapıyor, kendini unutturuyor insana. Alıp götürüyor bir yerlere.

Dönüşte tam evin yanından geçerken yine beni gördü. Ben de zaten onu takip ediyordum. Ola ki, yerinde değilse, planım boşa gidecekti. Gitmese iyi olurdu. Akşama değin buna hazırlamıştım kendimi. Sevindim. Tam hizasından geçiyordum ki, laan (evet, bazen böyle söylüyor ve bu da ayrıca hoşuma gidiyor) seni Kâzım Karabekir Ortaokulu’nun çocuğu senii, seni dövmediğime… der demez ani bir hareketle demir kapıyı açtım ve iki üç basamaklı beton merdiveni çıkıp önünde durdum. Şaşırdı. Hatta korktu da biraz. Hiç beklemiyordu tabii. Sonra o bu şaşkınlığı yaşarken, başımı önüne uzattım ve: Hadi Apo Dayı dedim, döv beni! İki büklüm oturuyordu sandalyede. Yaşlı, kısık, hırıltılı bir kahkahayla güldü. Öksürdü sonra. Ben bu defa biraz daha eğilerek tekrar uzattım başımı kucağına doğru ve tekrarladım: Hadi Apo Dayı, döv beni! Oturduğu sandalyede şöyle bir doğrulmaya çalışarak beni kucakladı. Tıpkı bir çocuk gibi (yani tıpkı o günkü çocuk gibi) başımı okşadı ve yanaklarımdan öptü. Ben de ona sarılıp kucakladım. Sonra bir şey demeden demir kapıyı çekip çıktım. Tam sokağa adım atacaktım ki, dönüp: Apo Dayı dedim, annem üç kilo dolmalık patlıcan istiyor! Laan dedi, seni şimdi döverim Kâzım Karabekir Ortaokulu’nun çocuğu. Güldüm, el salladım ve eve doğru yürüdüm.

Ölmesin Apo Dayı, ölmesin!

Eser Sahibi:
Website:
0 Yorum Bulunmaktadır.

Yorum Yapın!

Gerekli tüm alanları lütfen doldurunuz. *