BAŞI KESİK HOROZ

“Kaçtı,” diye bağırdı dedem. “Kaçtı!”

Yanına koştuğumuzda onu bir elinde bıçak, diğerinde horozun başı, sağa sola bakınırken gördük. Ben gülerken kardeşim yerdeki kesilmiş tavuk başlarını sayıyordu. Dedem tarlayı işaret ederek, “Şu tarafa gitti, hadi bırakın kıkırdamayı da yakalayın horozu,” dedi. Tarlaya doğru koşmaya başladık. Ortasına geldiğimizde nefes nefese birbirimize bakıyorduk. Kardeşim: “Abi başı yok ya, ses çıkaramaz di mi?” diye sordu. Sahi sesi çıkmaz mı acaba, diye düşünmeye başladım. Dudaklarımı bükerek cevap verdim.

Neredeyse iki saat tarlanın içine bakınıp durduk, hiçbir iz yoktu. Evin etrafına ve birkaç defa da kümese baktık. Kardeşim, “Abi kümese niye bakıyoruz ki, başı yok, yani gözleri de yok, bulamaz ki burayı!” dedi. “Onların içgüdüleri var,” diye cevapladım onu bu kez. Biz kümesten çıkarken dedem nineme söyleniyordu. “Neymiş efendim zaten inatçıymış, hiç söz dinlemiyormuş, kesecekmişim. O kadar tavuk kestim yahu! Yok, Hasan Bey illa horoz istemişmiş. Tamam da efendi, bu kadar kalabalık gelinmez ki. Kaymakam oldu havasından geçilmiyor. Hep muhtarın işi! Neymiş, davet edelim köyü görsün; tanıdıkları vardır milletvekili falan… Damat demeyeceğim bir gün ne gelirse söyleyeceğim ağzıma; kaymakammış peh! Ben bu tavukların parasını ondan almasını bilirim. Ulan muhtar, ulan muhtar! Nerede bu horoz, bulamadınız mı hâlâ?” Kardeşim gülerek: “Bulamadık dede, hem horoz nereye gittiğini bilmiyor ki biz bilelim?” deyince dedem öfkelenip bizi kovalamaya başladı. Ninem horozu dedeme benzetirdi hep. Biz çok gülerdik bu benzetmeye. “Bir kasketiyle sigarası eksik, yürüyüşü bile aynı,” derdi. Kardeşim de horozu görünce, geldi dedem, der iyice kızdırırdı onu. İçten içe o da kesmek istiyordu ya, beceremedi diye öfkesi. Akşam yemek yerken kardeşim fısıldayarak sordu: “Abi, horoz ne yiyecek şimdi? Hani başı yok ya?” Ben gülmeye başlayınca dedem gözlerini döndürdü. “Yemeğinizi yiyin, yemeğinizi! Zaten beyefendinin acil işi çıkmış Ankara’da, gelemeyecekmiş. Ulan muhtar hep senin yüzünden. Ben yarın sana sorarım kahvehanede.” Nineme dönerek devam etti: “Ne olacak şimdi onca tavuk?”

Ahır ile kümes karşı karşıyaydı. İkisi de tahtadan yapılmış, çamurla sıvalı, rüzgâr kuvvetli estiğinde sallanarak şarkı söyleyen iki ihtiyar gibi evin alt tarafında duruyordu. Sabah ninemin çığlığı ile kapıya koştuk. Her sabah tavukları bırakır, süt sağmaya geçerdi. Şimdi ahırla kümesin arasında yerde oturuyordu. Dedem pencereden seslendi nineme: “Ne oldu?” Ninem bir yandan gülüyor bir yandan da üzerini silkeleyerek ayağa kalkıyordu. “Senin horoz ne yapmış etmiş kümese gelmiş, kapıyı açınca hepsinden önce fırladı dışarı. Şuraya doğru kaçtı.” Dedem kardeşimle beni gülerken görünce: “Ne bekliyorsunuz yakalayın şunu, ne çıkmaz canı varmış yahu! Gülmeyin, ne var gülecek!” diye öfkelendi yine. Biz evin yanındaki ağaçlığa doğru gittik horozun peşinden. Kardeşim, “Abi seslenelim mi?” dedi ve ekledi. “Ama duymaz ki, başı yok!” Horozu yine bulamamıştık.

Bahçede otururken köpeğin korkuyla kaçtığını gördük. Ve peşinde bizim başsız horoz. Kardeşimle hemen takıldık arkalarına. Köpek önde, horoz arkada biz peşlerinde koş Allah koş… Çalılıkların orada nefes nefese durduk. Horoz da köpek de kayboldu. Kardeşim yere uzandı. “Keşke dedem önce ayaklarını kesseydi. O zaman kaçamazdı,” dedi. O gece kümesteki tavukların sesiyle uyanıp aşağıya indik. Kapıyı açtığımız gibi bir tilki fırladı dışarı ve peşinden horoz. Sonraki gün, evin üstündeki yoldan geçen komşunun çocukları, çığlık çığlığa kaçışmış, anne babasına, başsız horoz gördük, diye anlatmışlar. Tabii kim inanır onlara, gürültü ettikleri için de dayak yiyince iyice koparmışlar yaygarayı. Ayşe Abla öbür gün gelince anlattı. Oğlanlar gece rüyasında görüp korkuyorlarmış. Başsız horoz, başsız horoz diye bağırarak uyanıyorlarmış. Küçük oğlan horoz gibi ötmüş bir gece. Ninem gülerek anlattı olanları. Ayşe abla gülse mi kızsa mı bilemedi. “Yakalasın şunu Tahsin Amca, yoksa çocuklar aklını yitirecek,” diyerek öfkelenmeyi seçti.

Dedem iyice huylanmıştı artık. Horoz bir yerde eşelense dedemin başı kaşınıyordu; horoz koştursa dedem nefes nefese kalıyordu; horozun boğazına bir şey takılsa onu öksürük tutuyordu. Bir gün onu ağlarken gördüm. Horoz ağlıyor mudur diye düşündüm. Ama başı yok ki! Ağlayamaz. Bir gece kümese pusu kurmaya karar vermişti dedem. Biz de katılmak istedik ama izin vermedi. Ses edermişiz. Yine de durmadık. Kümesin içinde bir köşeye gizlenmiş oturan dedemi tahta aralığından izliyorduk. Horoz, kümesin arka tarafında geniş bir aralık bulmuş ve oradan giriyormuş meğer. Biz kapıyı açtığımızda tekrar oradan çıkmak yerine tavukların arasına karışıp fırlıyormuş dışarı. Kardeşim, “Abi ne akıllı hayvanmış baksana, başı yok ama neler yapıyor!” dedi. Bu sefer gülmüyordu. Dedem ışığı açıp “Şimdi yakaladım seni,” diye atıldı yerinden. Tavuk çığlıkları, dedemin bağrışları derken, horoz kardeşimin açtığı kapıdan fırladı dışarı.

Evin hemen üst tarafı ağaçlıktı ve orada fırınımız vardı. Ağaçlığın yukarısından da yol geçiyordu. Köyde böyledir. Her evin boynundan bir atkı gibi yol geçer. Onu son gördüğümde oralarda geziniyordu tavuklarla birlikte. O gün anladım ki meğer hep tavukların arasında geziyormuş. Kesilenlerden sonra evde on iki tavuk daha kalmıştı. Ve nereye giderse gitsinler birlikte gidiyor, akşam topluca kümese giriyorlardı. Bizim horoz da onlarla birlikte dönüyordu. Ta ki dedemin pusuya yattığı o güne kadar.

Fırında kış için bir şeyler kurutuyordu dedem,  ben de ona yardım ediyordum. O sırada fark ettim ağacın kovuğunu. Horoz içinde öylece duruyordu. Sessizce yaklaştım. Elimi uzattım, dokundurup hızlıca çektim, kımıldamadı. Tekrar yaptım, yine hareket yok. O sırada dedem geldi, ne yapıyorsun, diye sordu. Horozu elime alıp kaldırdım. Ölmüştü. Dedem kovuktan aldığı yumurtayı inceliyordu.

Eser Sahibi:
0 Yorum Bulunmaktadır.

Yorum Yapın!

Gerekli tüm alanları lütfen doldurunuz. *