KORKUYORSAM SEBEBİ VAR

Samimi arkadaşımsın. Yıllardır tanırız birbirimizi, aynı köyde doğduk, aynı sokaklarda oynadık; her şeyi paylaşarak büyüdük evet, fakat senden de sakladım. Sana çocukça hatta gülünç gelecek ama sor ruhumu demirden elbise gibi cendereye alan duyguyu. Göğsümü gererek söyleyebileceğim su götürür bir endişe olsaydı keşke... Allah korkunun da hayırlısını versin. Bu illetten çok, söyleyemeyeceğim cinsten olması yıprattı beni, hayatımı kuşattı, sınırlandırdı. Hepinizin gıpta ettiği o yurt dışından gelen iş teklifi vardı ya, firmanın istediği  kan tahlilleri yüzünden onu reddettiğimi size nasıl söyleseydim. Şimdi doktor refleksiyle değil, arkadaşım olarak dinlemeni istiyorum.

 

Babanın iş bulup sizi şehre taşıdığı seneydi. Yazın ortasında nasıl o kadar üşüttüm bilmiyorum ama nefes alırken horoz gibi ötüyor, arkası gelmeyen öksürük nöbetleriyle bitkin düşüyordum. Annem beni kasaba doktoruna götürdüğünde on tane iğne verip hepsini yaptırırsam madalya takacağını söyledi. Çocukluk işte, annemin sözde madalyaya  öykünmesi beni heyecanlandırdı, endişeyle karşıladığım iğneyi vurdurmak için sabırsızlandım.

 

Hakkı Amca’yı tanırsın, tekmil köyün iğnecisi. Askerliğini sıhhiye olarak yaptığı için köylüler arasında doktor kadar muteberdi hani. Annem ilaç kutusunu  elime tutuşturup “Hakkı Amca’na git,” dediğinde  ikiletmeden vardım kapısına. O zamanlar şu senin elinde tuttuğun şırınga gibi değildi enjektörler; cam hazneli ve hazırlama aşaması tören gibiydi. Metal muhafazanın içindeki iğne, tüp, pompa ayrı kaynatılır, atlara şırınga edilecek kalınlıktaki iğne insanda dehşet uyandırırdı ama ben ağırbaşlılıkla oturup seyrettim. Bana yönelen adama arkamı dönüp kıçımı kendim açtım. Odun gibi elleriyle devasa boyuttaki iğneyi saplaması feleğimi şaşırttı. Sinek ısırması kadar acıtacağı söylenen şey kovan dolusu arı sokmasından beter yaktı canımı. Adamın yüzüne çemkire çemkire donumu çekip salya sümük yöneldim kapıya. Daha ilk günden silmiştim Hakkı’yı.

 

Ertesi gün tandırda ekmek pişirmeye gideceğini söyleyen anamın peşine, sıcak ekmek üzerine tereyağı sürme hayaliyle düştüm. Yönümüz Hakkı’nın evine döndüğündeyse bileğime kerpeten gibi yapışan parmaklardan kurtaramadım elimi. Kapıyı açan adamın kalın gözlükler üzerinden bakarak pis pis sırıtması hâlâ gözümün önünde. Anamın ihanetinden mütevellit  “Babaaa!” diye feryat ederken elimi annemden kaptığı ve beni sedire fırlatmasıyla iğneyi saplaması bir oldu. İkinci gün de takılacak madalyadan feragat edip içimden küfürler ede ede, höykürerek  fırladım sokağa.

 

Kararlıydım. Bırak o sadistin evini, sokağına dahi yaklaşmayacak, o iğneyi olmayacaktım. Öğlene kadar kenar kuytu saklanıp vakti geçirince çıktım ortaya. Arkadaşlarla oyuna dalmıştım ki annem yemeğe çağırdı. Belayı atlatmanın keyfiyle eve adımımı atar atmaz dış kapı kilitlenip anahtar üzerinden alındı. Herif resmen kabusum olmuştu. Nereye dönsem bana doğrultulmuş enjektör, kalın camlı gözlüklerin üzerinden fırlayan hain bakışlar, pis sırıtışla karşılaşıyordum.

 

O günden sonra avlunun her yerini kolaçan edip yabancı ayakkabı olmadığına kanaat getirmeden eve adım atmadım. Ama anam uyanıklıkta benden hep bir adım önde gitti.

 

Dördüncü enjeksiyon için seçtiği yer şeytanın bile aklına gelmezdi. Çocuklarla bizim harmanda sohbet ediyorduk. Hava kararmak üzereydi, bakkaldan bir paket çay alıp eve gel,  diye seslendi. Dükkandan içeri girer girmez ne olduğunu anlayamadan kendimi karga tulumba, Mehmet Amca’nın muşamba kaplı tezgahının üzerinde buldum. Derimin yırtılır gibi zorlanmasıyla beynimde cızz diye kısa devre oluştu sanki. Bu seferki hepsinden berbattı felç geçirmiş gibi ayağa kalkamıyordum. Zor bela dikildiğimde titreyen bacağımı sürüyerek kapıya yöneldim. Küfrü içimden değil, doğrudan pis herifin yüzüne yapıştırdım. Belli belirsiz aksamam o günden kalma. Ama bazen nur içinde yatsın diyeceğim geliyor herifçioğluna! Ya kasa değil de sinire denk getirseydi, silme felçtim şu anda.

 

En ağrıma gidende köy meydanında, bizim bahçeye dalıp mısır çalan bir grup çocukla kavga ederken, sürünün ortasındaki ak koyunu seçer gibi içimize dalması, beni yakaladığı gibi  donumu sıyırıp bir dakika önce kavga ettiğim çocukların kahkahaları eşliğinde vurduğu iğne oldu. Tiyniyetsiz adam beni düşman bellemişti sanki. Acayip de iş takipçisiydi! Vatanı teslim et, huzur içinde uyu!

 

Beşinci iğnede kaldık. Aslında ben bezip mücadeleden vazgeçmiştim. Hakkı’yı nerede görsem arkamı dönüp kalçamı açacak kıvamdaydım ki geri kalanları halime acıyan babam yaptırtmadı sağ olsun.

 

Şimdi arkadaşım olarak kalacaksan elindeki o lanet şeyi bırak. Onlarca kutu hap kullanayım; onun tekini dahi vurma bana. ∎

Eser Sahibi:
Website:
0 Yorum Bulunmaktadır.

Yorum Yapın!

Gerekli tüm alanları lütfen doldurunuz. *