KİRPİĞİME YIKILAN EV

Beni ağlatan hiçbir çocuğa, “Babama söyleyeyim de gör!” demedim. Hâlâ demiyorum, onlar bunu demediğim için ağlatıyorlar beni.

 

Bir çocuk vardı, adının yanında zalim bir lakap! Onun benimle alay etmesine, küfürlerine aylarca katlanmıştım. Babam beni suçlar diye dövemiyordum onu, oysa hiç denememiştim anlatmayı. O, korku taşlarıyla ördüğü duvarın arkasından bakıp ölmediğimiz için her şey yolunda sanıyordu. Oysa ben, ölmeyi bilmediğim için yaşıyordum. Duvarın ardında korku ve öfkeyle emzirilen bir kedi yavrusu gibiydim. Büyüdükçe, daha çok korkuyordum farelerden.

 

Birikmiş öfkenin elime bıraktığı o taşı, çocuğa fırlatmayı göze almam aylar sonrasına rastlıyordu.  Bunu yaptığım için bile korkmuştum. Çünkü onun kafasında beliren kanlar dudağından sesine akmış ve her yere, “Baban duyarsa görürsün!” diye yazmıştı.

 

Tabii bu, köylerin masum kötülüklerinden biriydi. Daha fenalarından ise babamın adı koruyordu bizi hiç sezdirmeden. Ama ya sonrası, şehirler ve pislikleri. O zamanlar tanımadığım ne çok kötülük biriktiriyordu şehirler. Ve ben teslim oluyordum kötülüğe. İmkânım varsa kaçıyordum elbet, yoksa gözlerimi kapatıyordum. Çünkü babam duysa kızardı, hem de şikâyete gelenlerin yanında. Biz azarlanıp çekilince onlara aslında ne dediğini, söze ihtiyacımız kalmadığında öğrenecektik.

 

Başka biri, kötü olduğumuzu söyleyince çok kötü oluyorduk babamın gözünde. Birileri kötü demesin diye bodur ağaçlar gibi kımıltısız bırakıyordu bizi. Diğer çocuklar kabuklarımızı soysa ışkınlarımızdan dilli düdük yapsa dibimize işese dahi susacaktık. Ağacın dili doğduğunda kesikti.

 

O kötü bir ağaç yetiştirmemişti hiç, dayanamazdı. İsteğinde haklıydı belki ama yeni toprağa uymuyordu bu; babam bizi kendi bahçesine hazırlıyordu. Oysa onun eski ve temiz bahçesi, ufukta görünen son gemiydi, battı batacak! Ama o, gemisinden habersiz bir kaptandı.

 

Dibinde boğulan çocukların hiçbirini görmüyordu, ulaşılmaz kaptan. Hep uzaklara bakıyordu. Paslı dürbünü on yıl ötesini bile göremezken gururundan göremediğini de söylemiyordu. Görüyormuş gibi yaparak mesafeli bir öğretmen gibi geri duruyordu bizden. Oysa benim, ne ulaşılmaz bir kaptana ne de mesafeli bir öğretmene ihtiyacım vardı! Benim, ucu gemiye bağlı bir halata ihtiyacım vardı.

 

Öyle zordu ki korkak olmak. Arkamda buz dağını sürükleyerek, asla dönmeden, soğuktan korkarak yaşamak. Oysa söyleseydim kötüleri, babam kocaman eliyle onlara vursaydı, ben onun avucunda, nasırdan bir ev kurardım.

 

Uzaklara kaçarken gözümde taşıdığım o ev, avuçlarında çürüdü babamın. Ve şimdi gözümü her açtığımda, kirpiğime yıkılıyor evim. ∎

Eser Sahibi:
0 Yorum Bulunmaktadır.

Yorum Yapın!

Gerekli tüm alanları lütfen doldurunuz. *