MİSKET

Hazırlıksız yakalanmamak için uğraştım ama olmadı. Şaşırmadım çünkü vurulmak üzereyseniz o âna yoğunlaşarak havadaki merminin yönünü değiştiremezsiniz.   Aynı damarların içinde akıp durmaktan sıkılan kanınız özgürlüğün tadını çıkarır. Saatte altı yüz metre bölü salise hızla namludan çıkan çekirdek, menzili içinde kalbinize denk gelirse pek şansınız yoktur. Fizikî anlamda parçalanmış bir kalp, üzüldüğünüzde kırıldığını iddia ettiğiniz şeye benzemez. Her neyse,  etrafta önünüze atılıp kendini feda edecek biri yoksa -mermiden hızlı olmak şartıyla- hazırlanmak işe yaramaz.

Sümüğünü çekti. Şimdi anlıyorum neden tedbirsiz yakalandığımı. Vurmadan hemen önce burnunu çekince dağıldı tüm dikkatim. Avucunun içindeki cam bilye benimkine çarptı. Çıtt. Ütüldüm. Hepsi gitti. Bu gerçekten kalbimi çok kırdı.

Babamın cebinden çalmazdım ama kanepede uzanırken dökülenler için onu uyaracak kadar dürüst de değildim. Düşen parasını fark etmeyecek denli dikkatsiz ya da zengin olduğunu sanmayın. Bunu bilerek yaptığından şüphelenir ama kabul etmek istemezdim. İkimizin de bilmesi ondan para isterken elimiz zayıflatırdı. Bekleyip emek harcıyor, vücudunun ısıttığı sıcak paraları hak ediyordum. Misketlerin hepsini yutulunca televizyon karşısında saatlerce haber izlemesi ve onunla beklemek zorunda oluşum geldi aklıma. Bazen tuvalet ya da su için kalkmadığında uzun bir açık oturum bitirmem gerekebilirdi. Avımı sabırla beklemezsem başkası kapabilir diye memleket meselelerini çocuk yaşta hıfzettim.

Her şey parayı almakla bitse iyi. Mahalle bakkalının gene mi kaybettin, diye takılması var. Kafasız herif, sana ne, en sadık müşterinim, al paranı ver misketleri; ne demeye uzatıyorsun. Yok, illa takılacak. Bu son, bir dahaki sefer başka bakkala gideceğim, diye söz veriyorum kendime. Veriyorum ama en ucuz bu satıyor, dayanamayıp gidiyorum tekrar. Sonra bir de kaybederken utanmak var. Kazananın sadece kazanmakla yetindiğini görmedim. Her şeyini aldıkları yetmiyormuş gibi gururunu kırıyorlar. Köktün işte, aldın bütün misketlerimi, ne istiyorsun daha.

İstersen beş misket sayarım, kafliğine oynayalım, dedi elimdekini gösterip. Reddettim. Çünkü hem beşten fazla ederdi hem de onu verdiğimde bir daha misket oynayamayacağımı hissettim. Sekiz olsun, dedi. Kabul ettim ve hepsini ütüldüm. Yenilenin sadece kaybettiğiyle yetinmeyip geri kazanmak için elindekinin tamamını öne sürdüğünü, sonra hepsini yitirdiğini misket oynarken öğrendim. Köküldün işte, niye dikiliyorsun, dön evine, gitti bütün bilyelerin.

 

******

Yukarı mahallede genişçe bir bez serildi kapı önüne. Kadın, futbolcu kartlarını ve sakızları ortaya yığarken dört çocuk girdi sokağa. Onları gören karşı komşu seslendi: “Bir kutu yapana yirmi kart, yanına da iki sakız.” Çocuklar evin avlusuna daldı. O eli belinde beklerken yenileri gözüktü. Gruplar halinde ya da tek tek gelip anlaştıkları yerde çalışmaya başlıyorlardı.

Misket zamanı bitmiş, bakkal tezgâhında üstünde futbolcunun fotoğrafı, boyu, kilosu ve bonservis bedelinin yazılı olduğu kartlara bırakmıştı yerini. Çocuk işçiler, birbirine yapışık haldeki beş kartı katlayıp küçük bir kutu haline getiriyor, içine sakız ve küçük etiketlerden atıyordu. Kutuların konulduğu büyük kolilerle memleketin her yerine dağılıp küçük ceplere ve büyük rüyalara giriyordu kartlar. Kim misketleri ortadan kaldırdı ve onları değersiz cam parçalarına çevirdi bir sabah. Bunu kim yaptı?

 

 

****

-          Oğlum getirme demedim mi şu pis şeyleri eve? Milletin içtiği gazozun kapağı, hasta mı içer, vebalı mı ağzına sokar.

-          Anne içmeden önce açılıyor bu kapak.

Kâğıtlar sobada yandı ya da bilmediğimiz çöplerde. Yağma yaptık, dönüp bakan olmadı. Her sokakta yan yana dizilmiş onlarca kapak ve onları mermer taşlarla vurmaya çalışan çocuklar vardı. Bizi kahve önlerine maden suyu ve kola kapağı toplamaya yollayan kim? Kim değiştiriyor bu zamanları? Kâğıt zamanını gazoz kapağı zamanına çeviren, mahalle imamının çocuğuna bira şişesi kapağı dizdiren kim?

Vurma be şu misketi, Allah’ım ne olur vurmasın. Vurmazsa namaz kılacağım. Yuvarlandı, yuvarlandı ve tam yanında durdu. Ezan okunurken annem çağırdığında eve koşmadan döndüm ki ceplerimden dökülmesin misketler. Uyandığımda çocuklar, ellerinde tasolarla geziyordu sokakta.

Eser Sahibi:
Website:
0 Yorum Bulunmaktadır.

Yorum Yapın!

Gerekli tüm alanları lütfen doldurunuz. *