OYNAK SİNEK

Bir salyangoz, vücudunu kabuğunun içine çekmiş, sarsıla sarsıla ağlıyordu. Yoldan epey insan geçti ama kimse durup ne olduğunu sormadı. Çimenlerin içinde küçüldükçe küçüldü salyangoz. Bu da yetmezmiş gibi bir yaprak salına salına üzerine düştü. Ah, harika, şimdi de ufacık bacaklarıyla bir çocuk koşuyor bu tarafa doğru, birisi onu durdurmazsa muhakkak basacak o biçimsiz yaprağın üstüne. Biçimsiz olması önemli çünkü biçimli ve güzel bir şey olsa çocuğun ilgisini çekip onu durdurabilirdi. Ama çirkinlerin dikkat uyandırmadığı bu parkta çocuk haklı olarak yoluna devam edecekti. Yerden bir taş peydah olup çıplak minik bacakları yere sermedikçe veya gökten bir anne inip çocuğu öfkeyle kolundan sürüklemedikçe salyangoz mutlaka ezilecekti. Bir duvarı boylamasına kat ediyor ya da bir yaprağı kemiriyor olsa bu kadar önemsemezdim ölecek olmasını. Ama ağlarken rahat verilmeliydi, bir böceğe bile.

Çocuk yerde parlayan bir şey gördü o an ve durdu, tek bir adım bile atmadı. Salyangoz bir süre daha ağladı. Aile üyeleri geçti yanından, ben insanları düşünürken onlar bile sormadı ne olduğunu. Birinin sorması için çıldırıyordum çünkü yanına gitmem imkânsız olduğundan öğrenmemin tek yolu onların konuşmalarına kulak misafiri olmamdı. Ama hayır, ne bir böcek, ne tırtıllar, ne de örümcekler ilgilendi onunla.

Bir salyangoz ne için ağlardı? Karnı aç olsa ya da çocuğu falan ezilmiş olsa, yine arkasında parlak şeritler bırakarak oradan oraya dolanmaktan başka bir şey yapmazdı. Çok daha büyük bir şey lazımdı onu ağlatmak için. Sümükten oluşan vücudumla sırtımda ince bir kabuk taşımadan anlayamayacağım bir şey.

Ertesi gün, saçları biçimsizce kırpılmış onlarca çocuk doldu parka. Bulunduğum yerden görebiliyordum, ağlamıyordu bu kez. Tam da bir salyangozun yapması gerektiği gibi, anlamsız bir yavaşlıkla taşların üzerinde yüzer gibi süzülüyordu. Önceki gün ölümünü niçin bu kadar önemsediğimi anlayamaz oldum bir anda. Her yeri birbirine benzeyen cinsiyetsiz vücuduyla iğrenç bir yaratıktı, ölüsünden de dirisinden de iğrendiğim. Düşündüklerimi duymuş gibi ağır gezintisine bir anda son verdi. Vücudunu kabuğunun içine çekmeye başladı, dünkü pozisyonunu almaya hazırlanıyordu. Tam o anda, oynak bir sinek, gelip çocuklardan birine sataştı ve o da doğduğundan beri bu an için hazırlanıyormuş gibi atıldı sineğin peşinden. Önüne bakmadan koşuyordu, değil bir salyangoz, kedi köpek ne çıksa ezer geçerdi o heyecanla.

Ezilen çimenlerin üzerinde dolaşmaktan yeşile çalmaya başlamış vücuduyla oracıkta öldü salyangoz. Ne bir yüz ifadesi vardı öldüğünde, ne acı dolu bir çığlığı. Benden başka kimse fark etmemişti öldüğünü, akşam yuvada bir kardeşi o zannedilecek ve hepsi sümüklü yaşamlarına devam edecekti. Ezilmiş gövdesini bir gören olursa iğrenecekti, aklına gelebilecek son şey olacaktı acımak. Ben, ona acıyan tek kişiydim. Öldüğünü fark eden, ertesi gün bir salyangozun artık hayatta olmadığını düşünecek olan. Aynısını bir başkasının da bana yapacağını, benli dünya ile bensiz dünyayı saçma ve ufacık bir an için bile olsa karşılaştıracak tek bir kişinin bulunacağını umarak.

 

 

Eser Sahibi:
1 Yorum Bulunmaktadır.
  1. Olmayacak şeylerin gerçekliğine inanan biri
    Kaleminizden çıkan her bir kelime , güzel yüreğinizin bir yansıması adeta. Kaleminize , gönlünüze sağlık.. Takipteyiz :)

Yorum Yapın!

Gerekli tüm alanları lütfen doldurunuz. *