“EN İYİ FİKİRLER BAŞKA İNSANLARDAN GELİYOR” CHUCK PALAHNIUK

FOTOĞRAFLAR:  Allen Amato

 

Chuck Palahniuk, Washington Eyaleti’nde bir çiftlikte büyümüş, otomobil tamirciliği yapmış, gazetecilik bölümünden mezun olmuş. O zamanlar, pek az kimse onun yazarlık yeteneğinden haberdardı. 1980’de liseden mezun olurken “En Zeki” öğrenci ödülünü alan Chuck, yazarlık başarısını beşinci sınıf öğretmeni Bay Olsen’a bağlıyordu. Bay Olsen, beşinci sınıf öğrencisi Chuck’ın ejderhalarla ilgili yazdığı şiiri okuyunca, ona şöyle demişti, “Sen yazma işini çok iyi beceriyorsun ve bu ortalığı ateşe vermekten çok daha iyi bir uğraş.” 

 

Önce “Görünmez Canavarları” kaleme aldı ama yazdıkları çok sert bulunduğu için kimse bu kitabı basmak istemedi. Chuck, daha sert bir kitap yazıp yayıncıların kapısını bir daha çaldı. “Dövüş Kulübü” romanıyla kapı öyle bir açıldı ki, o kapıyı bir daha kimse kapatamadı. Gösteri Peygamberi, Tıkanma, Ölüm Pornosu gibi daha birçok romanıyla hem beğeni kazanıyor, hem de eleştirileri yükleniyor. Bu duruma çoktan alışmış olmalı.

 

Chuck Palahniuk’ın sivri, eleştirel ve kışkırtıcı bir kalemi var. Yazdığı onlarca kitaptan sonra “Dövüş Kulübü”nün devamı niteliğinde bir çizgi roman serisi yayınlamaya karar verdi. 27 Mayıs’ta yayınlanan serinin ilk sayısı birçok soruyu da beraberinde getirdi. Çizgi roman türünün, “Dövüş Kulübü” filmiyle de orijinal romanıyla da karşılaştırılamayacak bir formatta hazırlandığını belirten Chuck Palahniuk, zaman içinde değişen karakterlerini bambaşka bir açıdan okuyucu karşısına çıkartıyor ve “Dövüş Kulübü”nün ilk kuralını bozuyor. On sayı sürecek çizgi romanda karakterlerin geçmiş ve gelecek arasındaki bilinmeyen öykülerine tanık oluyoruz. Cameron Stewart tarafından resimlenen çizgi roman, hummalı bir çalışmanın ürünü.

 

Çizgi romanla aynı zamanda yayınladığı “Made Something Up” isimli öykü kitabında Chuck’ın üslubunun iyiden iyiye sivrildiğini görüyoruz. Yirmi üç öyküden oluşan kitapta, bir Tyler Durden hikâyesi daha var. “Expedition” isimli öyküde farklı bir mekan ve zaman tercih eden yazar, üslubunda da değişikliğe giderek okuyucuyu bilinmezlere sürüklüyor. Tyler, “Hadi dönüş yolunu bulmakta acele etmeyelim ve daha derinlere inelim,” derken ucu görünmez karanlık bir tünele çağırıyor okuyucuyu.

 

Yayınladığı kitaplar, söylediği sözler, sıradışı “okur buluşmaları”yla her zaman dikkat çeken Chuck Palahniuk’la yeni çalışmaları ve yazarlık hayatı hakkında konuştuk.

 

“Dövüş Kulübü”nün yayınlanmasından bu yana yirmi yıl geçti. Birçok kitaba imza attınız. Bu süre zarfında Chuck Palahniuk ve “Dövüş Kulübü”nün karakterleri nasıl bir değişim geçirdi?

 

Tyler Durden hariç her şey değişti. Yirmi yıl daha yaşlandım. Annemi, babamı kaybettim ama daha iyi hikâye anlatma becerileri de geliştirdim. Bunlara ilaveten, elimdeki imkanlar, uzun kurgusal yazılar yazmayı bir kenara bırakıp nasıl çizgi roman yazacağımı öğrenmeme olanak sağladı.

 

“Dövüş Kulübü” filminde “Jack” ve sonrası çizgi romanda “Sebastian” diye isimlenen anlatıcı, tekdüze, bayağı bir hayatın içinde sıkışmış, mutsuzluğunu ve memnuniyetsizliğini ilaç tedavisiyle bastırıp zaptetmeye çalışıyor. Marla Singer’la evlendi ve bir oğulları oldu. Ama “normal” bir hayat yaşamasını sağlayan ilaç tedavisi; onu aynı zamanda soğuk ve iletişimsiz bir koca ve baba yaptı. Marla, özel hayatlarını canlandırabilmek için kocasının ilaç tedavisine el atıyor. Böylelikle Tyler, harika bir özel hayat yaşatmak ama bununla birlikte dünyayı da yok etmek için yeniden ortaya çıkıyor.

 

Çizgi roman tarzında yazarken, romandan farklı olarak neler tecrübe ettiniz?

 

Farklılık daha çok hikayenin nasıl görüntü merkezli olacağıyla; bu görüntülerin her defasında gücünü ve önemini arttırarak nasıl yeniden yapılandırılacağıyla ilgili. Ayrıca resimler, belirlenen aksiyonu aralıksız devam ettirip okuyucuyu yavaşça bir görüntüden diğerine sürüklemeli. “Dövüş Kulübü 2”nin ilk sayısı biraz değişken, sinematik sahneler içeren anlık geçişlerle dolu. Sanatçı Cameron Stewart’ın yardımlarıyla “diyalog” bağımlılığımın üstesinden geldim. Geçmişle şimdi arasındaki sahnelerde kademeli, zarif geçişler kullanmakta, alternatif paralel sahneler oluşturmakta kendimi geliştirdim.

 

“Dövüş Kulübü 2”de ve aynı zamanda yayınladığınız “Expedition” öyküsünde Tyler Durden karakterini geçmiş-gelecek ve şimdide resmediyorsunuz. Tyler’i ölümsüz kılan nedir ve bu güç nereden geliyor?

 

Tyler’ın ölümsüzlük sırrını söylersem süprizi bozarım. Onun gücünü en iyi görüntüler eşliğinde açıklayıp gösterebilirim. Bunun için de çizgi romanın onuncu bölümünü tamamlamam gerekecek. Bu noktada, Tyler’ın bütün mitolojisi geçmiş ve geleceğe yayılacak.

 

“Dövüş Kulübü 2”de önemli bir baba-oğul ilişkisi görüyoruz. Neden baba-oğul ilişkisine eğilmeye karar verdiniz?

 

Kadın yazarlar, anneler ve kızları arasındaki bölünmeyi kaleme almakta pek mahir. Babalarıyla mutlu ve mücadelesiz bir ilişki yürüten çok az erkek tanıyorum. Bu konuyu keşfetmek için her zaman hazırım. İkincisiyse, orjinal “Dövüş Kulübü” romanı babalara karşı çok eleştireldi. Bu sefer aynı kahramanı bir baba olarak göstermek istedim. Kendisi, babasından daha beter bir baba oldu.

 

Roman yazmaya başlamadan önce geniş bir araştırma yapıyorsunuz. “Dövüş Kulübü 2”yi yazarken ne gibi araştırmalar yaptınız?

 

Çalışmalarım, orjinal romanı yazarken yaptığım ama o zamanlar romana dahil edemediğim araştırmalarımdan meydana geliyor. Joseph Campbell, Lewis Hyde ve Victor Turner’ın genç erkeklerin matürasyonu ve sosyal hiyerarşinin oluşumuyla ilgili yazıları üzerinde çok çalıştım. Ayrıca toplumların kendileri hariç herkesin dünyasını yönetme hayallerinin tasvir edildiği çok kültürlü “arınma mitleri” üzerinde de araştırmalar yaptım. Belki burdan bakınca kulağa kuru gelebilir, açıklaması güç ama tek bir adamın anormal psikozlarından gelişen asıl hikâyeyi, bütün bir insanlık tarihine yayan bir enerji oluşturmak için bana sağlam bir felsefi platform sağlıyor.

 

Yazmaya ne kadar vakit ayırıyorsunuz? Bir yazma ritüleliniz var mı?

 

Cevaplaması zor bir soru. Gerçekten yazmadığım zamanlarda güncel projelerimle ilgili düşünüyorum ya da başka insanların görüşlerini alıyorum. Veya bir önceki projemin tanıtımlarını yapıyorum. Bir rahibe, rahip değilken ne yaptığını sor. Benim için yazmak, uyuduğum ve uyandığım zamanlar da dahil tüm hayatımı kapsıyor.

 

“Heskes aynı fikirlere sahip ve hepsi de bütünüyle zaman kaybı. Şuan ola gelen şeyleri takip etmektense, kültüre öncülük edebilecek yeni şeyler yazmayı amaçlıyorum,” diyorsunuz. Bu farklılığı ve yeniliği nasıl yaratıyorsunuz?

 

En iyi fikirler, -en hamından en orjinaline- direkt olarak başka insanlardan geliyor. Dinlemek de dahil, derinlemesine, birçok kişinin ortak veya kendine özgü anekdotlarını konular halinde betimleyip bir araya getiriyorum. Kullandığım metot, hayal gücünden ziyade gazetecilere özgü.

 

1999’da yayınladığınız “Survivor” (Gösteri Peygamberi) şu anki sosyal medya ve toplum arasındaki çarpık ilişkiyi öngören bir roman. Bir yazar olarak, sosyal medyayla aranızdaki mesafeyi nasıl dengeliyorsunuz?

 

Şimdi bile birçok yetenekli insan, sosyal medyayla ilgili bana yardım ediyor ve mutsuz trollerle arama biraz da olsa mesafe koyuyor. Kişisel olarak insanları seviyorum. Ama sosyal medyaya genellikle sorumsuzca kullanılan bir dil hakim. Bütün bu zalimliği sağlayan da anonimlik.

 

Genel olarak romanlarınız dünyanın karanlık yönüne getirilen ironik bir eleştiri barındırıyor. Bir gün dünyanın daha iyi bir yer olacağına dair umudunuz var mı? 

 

Dünya halihazırda daha güzel bir yer.

 

Her hafta katıldığınız bir yazarlık atölyesi olduğunu okudum. Bu gruptaki yazarlar birçok farklı türlerde yazıyor. Atölyeye katılanların neler yaptığından bahseder misiniz?

 

Ah, atölye. Yazar arkadaşlarım ve ben 1990’dan beri toplanıyoruz. Bazılarımız öldü. Bazılarımız çocuk büyütmeye başladı. Birbirimize ve yayınlanmamış gizlerimize gençliğimizden beri aşinayız. Birçoğumuz profesyonel, tam zamanlı yazarlar olmayı başardı. Atölyenin asıl amacı, her hafta ortaya bir yazı koymamızı talep etmesi. Bu, grup üyelerinde sistemli bir sorumluluk oluşturuyor. Hiç satmıyorken bile üretkenliğimizi en üst seviyede tutuyor. Atölye, erken çalışmalarımızın ilk versiyonlarını test etmemizi sağlıyor. Hikaye anlatma olanaklarını bir havuzda topluyor. Biri, hikâyenin gidişatını yönlendirmede daha iyiken, bir diğeri diyalog yazmada daha iyi. Yalnızken ulaşamayacağımız bir düzeye, birlikteyken erişiyoruz.

 

Bir yazar olarak sizin için “başarı” ne anlama geliyor?

 

Başarı, beni geleceğe doğru cezbeden bir fikir olmuştur her zaman. Bütün potansiyelini keşfedip uygulamaya geçirmem gereken bir kavramdan ilham alırım sürekli. Bu düşsel görev beni para, iş meseleleri, vergi, hastalık, genel bir can sıkıntısı gibi günlük detayların arasında sıkışıp kalmaktan alıkoyuyor. Eğer işimi doğru yaparsam aynı düş, okuyucularımı da hayatlarındaki benzer dertlerden kurtaracak. ∎

Eser Sahibi:
0 Yorum Bulunmaktadır.

Yorum Yapın!

Gerekli tüm alanları lütfen doldurunuz. *