BİZ BURAYA YAZLIK ELBİSELERİMİZLE, KIŞIN ORTASINDA GELDİK

Başlıktaki ifade, bizim dünyaya gelişimizi de biraz anlatıyor. Paul Simon’ın,  Simon &Schuster  Paperbacks  yayınları arasında 2011 yılında New York’ta basılan  Lyrics 1964-2011 adlı kitapta böyle bir dize dikkatimi çekti. Paul Simon’la benim mesleki olarak şöyle bir temasım var: İki yıl boyunca tüm derslerimde ondan söz ettim. Buna mecburdum. Çünkü doktorların doğru teşhisler koyabilmeleri ve hastalarını tedavi edebilmeleri hastalarını dinlemekten geçiyor. Hastasını dinlemeyen bir doktorun iyi bir doktor olabileceğini düşünmek biraz zor.  Paul Simon’un  en çok sevilen şarkılarından birinin adı “the sound of silence.” İçinde şöyle bir yer var: “insanlar dinlemeden sadece işitiyorlar.” Simon, 1941 yılında doğmuş. 2006 yılında dünyaca ünlü bir dergi,  dünyaya yön veren 100 insan arasında onun ismini anmış. Üç evlilik yapmış.

 

“Dylan dediğin zaman, Dylan Thomas hakkında konuştuğunu zannediyor” gibi komik dizeler yanında, kendisi ile aynı kaderi paylaştığımı hissettiğim bazı ayrıntılar yakaladım, biraz sevinç duyarak: Bir şiirinin sonunda  “Babamın eski paltosunu giyiyorum” diye bir mısra var. Okur okumaz, babamı yakın zamanda  ahirete yolcu etmiş  biri olarak, onun eski paltosunu giymekte olduğumu hatırladım.

 

Diğerinde ise allerjileri hakkında “Bu  allerjiler  kaldı üzerimde böyle” diyor. Ben de tam 40 yıldır allerjilerim ile yaşıyorum. Geçmedi, kaldı benim üzerimde de. Paul Simon’u 50 yaşımdan sonra sevmek için ne çok sebebim  varmış meğer.

 

Kitap büyük boyutta ve 392 sayfa. Kitaptan ve şiirlerden söz etmeden hemen önce biraz başka şeyler yazmak istiyorum.

 

1997 yılında Daniel Levitin’in kendisi ile yaptığı röportajın başlangıcında şöyle bir hikaye vardır: New York’ta doğan ve 6.sınıfa kadar gelen Paul, bir gün bakar ki, okuldaki çocuklardan biri şarkı söylemekte olduğu için bayağı bir ilgi toplamaktadır. Onu dinler bir gün ve ben de şarkı söyleyebilirim, zor değilmiş diye düşünür. Ardından bu iki arkadaş onlu yaşlarda ilk albümlerini, devamla  ikinciyi çıkardıktan sonra  bir akşam, arabalarını yol kenarına park etmiş olarak radyo dinlerlerken radyodaki spiker şöyle bir anonsta bulunur: “Şimdi de 1 numarayı dinliyoruz: the sound of silence.” Bu sırada arabadaki iki gençten adı Garfunkel olan Simon’a döner ve  der ki “Bu iki çocuk bayağı eğleniyor olsalar gerek.” 

 

Paul Simon’ın babası da müzisyendir ve aletlerle onun sayesinde tanışır. Sizin için bilemeyeceğim ama benim için çok klasik olan bir bilgi daha var bu röportajda, “Ben müziği okuyarak yapmak hususunda başarılı değilimdir, hâlâ daha,”  diyor. Buna rağmen bir çok müzik aleti çalmayı biliyor küçüklüğünden beri.

 

Ben kendi adıma Paul Simon ismi ile, maalesef mi demeli ne demeli tam da seçemiyorum ama 50 yaşımda karşılaştım. İngilizce ve Japonca çalışıyordum. Dinlemek kelimesi üzerine araştırma yaparken “the sound of silence” şarkısı ile buluştum ve beni çok etkiledi. Defalarca dinledim. Değişik versiyonlarını dinledim. Şiirini buldum. Okudum. Derken bir gün kitapçıda işte yukarıda adını andığım kitabına denk geldim. Sanki rafta tek başına öylece beni bekliyordu.

 

Şiirleri bestelerinden bağımsız algılamak biraz zor olsa da, okuma işi uzadıkça Paul Simon’un aslında şarkı sözü yazarı değil çok iyi şair olduğuna karar veriyorum. Tanrı ve din etrafında dönen, kendini arayan insana ait, basit  ifade edilmiş ciddi sorularla karşılaşıyorsunuz:

“Nasıl Hristiyan olabilirsin?

Nasıl Yahudi olabilirsin?

Nasıl Müslüman olabilirsin? Budist? Hindu?”

Başka bir yerde:

“Neyi bildiğimi biliyorum

Dediklerimi şarkılar olarak söyleyeceğim

Gelir ve gideriz

Kafamda taşıdığım bilgi budur” diyecektir.

 

Bir kış günü ikindiydi ve güneş batmaya yakındı. Kendi kendime dedim ki “Bu kadar zaman çalışıyorsun, okuyorsun, öğreniyorsun, ameliyatlar, kanamalar, ölümler. Tüm bunların yerine bir tane güzel bir şarkın olsaydı daha iyi olabilir miydi? Yoksa senin şarkıların da ameliyatların mı? Yanıklı bir çocuğun kalem tutmayan elleri ile kalemi buluşturmak mı?”

 

Cevaplarım kendimi bile tatmin etmedi.

 

Ama Paul Simon şöyle yükseltiyordu sesini:

“Kimsenin umurunda olur mu ne söylediğim? Hayır.

 

Ama ben saçlarımı çamura boyuyorum.

 

Söyle bana bu görünümün kaybolunca kimsever seni?

 

Söyle bana kim sever seni, bu görünümün kaybolunca?

 

...

 

Tanrı sever.”

 

Tanrı sözü hep geçer şiirlerinde. Çok Düşünmek adlı şiirinde, “Tanrıyı düşünmek”; Bir Aşk Şarkısına Dair Her Şey adlı şiirinde: “otur, çeneni kapa ve Tanrıyı düşün”; Sessiz Gözler şiirinde “her birimiz ve hepimiz / Tanrının gözü önünde duracak ve konuşacağız olanları”; İşte Bu Nedenle Tanrı Bu Filmleri Yaptı şiirinde tek tek yazmayayım, altı kere geçer Tanrı ismi. Tony Hernandez şiiri, “dilerim Tanrı ruhlarımızı kabul eder” duasıyla sona erer. Yaş adlı şiirinde “Tanrı yaşlıdır / biz değil” der. Savaş  Zamanlarının Duası adlı şiirinde “İnsanlar Tanrı’nın sesine susamış” diyecektir. 

 

Kitabın önsözünde David Remnick, Paul Simon’un 1990 yılında Paul Zollo’ya verdiği röportajdaki sözlerini anmış. Okumaya değer:

“İnsanlar için anlaşılması kolay olan şey daha güzeldir. Sen kendi erdemini, iç dünyanı, duygularını  halkın  anlaması adına kurban etmedikten sonra, güzeldir. Böylece senin yaptıkların, kendine popüler kültürde bir yer bulsa, ancak  popüler kültürde bir yer sahibi olmayı sen aslında amaçlamış olmasan, işte bu mutmain bir yazarın  kazancı  olacaktır.”

 

 Aşk İçsel Saklı Bir Işıktır adlı şiirde şöyle bir kısım var, çeviri yapmadan yazmalıyım:

“Free as a bird, knock on wood, thank the Lord

 

I am driving along in my automobile

 

It’s a brand-new pre-owned ’96 Ford.”

 

Buradaki Lord ve Ford kafiyeleşmesi, alırsın ford olursun lorddan bir santim uzağa düşmese de acımasızca eleştirebilmek için, ben yeterince kaygan bir zeminde, yazar ise bir o kadar sağlam bir yerde duruyoruz. Benim Paul Simon şiirine dair kendime çıkardığım en önemli ders şudur:  Hayatında bir kere çok güzel bir şey yaparsan, tekrar yazmalıyım bunu: hayatında bir  kere çok güzel bir şey yaparsan, ondan sonraki zamanlarda aynı yolda yaptıkların hep aynı güzellikte olmasa da kötü ve bayağı algılanmamaları için bir duvar da örmüş olursun. Yapacağın bu güzel şey senin hayatının en acemi günlerine denk gelebilir ve her geçen gün daha akıllı ve tecrübeli olduğunu düşündüğün günlerde de bir kere daha böyle bir şey yapamayabilirsin.

 

Kasırganın Gözü şiirinden bir alıntı buraya yakışabilir:

“Yazar olmak istiyorsun

Fakat ve nerede ve nasıl, bilmiyorsun

Sakin bir yer bul

Mütevazı bir kalemin olsun.”∎

Eser Sahibi:
0 Yorum Bulunmaktadır.

Yorum Yapın!

Gerekli tüm alanları lütfen doldurunuz. *