Kedi Olma Bileti

Müzikaller dans, kostüm, dekor ve müziği bir arada kullanarak bize masalsı bir tasarımın içerisinde kısa da olsa vakit geçirme imkânı sunduğundan hem tiyatroda hem de sinemada bugüne kadar çok fazla seyirci buldu. Tarihsel gelişimi ve hafızada en çok yer edinenlerden bahsetmek gerekirse, müzikal, diğer adıyla müzikli komedi, kökleri pantomim, varyete gösterileri (sonraları vodvil) ve minstrel gösterileri gibi eğlencelere uzanan bir sahne sanatı. 1866’da New York’da The Black Crook ile bu eğlenceler müzikal adı altında toplandı. Romantik Fransız balesiyle romantik Alman melodramının bir karması olarak tanımlanabilecek bu gösteri, opera meraklılarını kendine çekti. Daha sonra da dönemsel olaylardan etkilenerek günümüzdeki şeklini aldı.

Seyircinin ilgisini sahne geçişlerinde canlı tutmada, duygularını harekete geçirmede müzik kullanımı önemli oldu hep ama müzikallerin başarısını yalnızca buna bağlamak yanlış olur. Victor Herbert, Sigmund Romberg gibi Avrupalı bestecilerin ABD’ye götürdüğü operet formu her yönüyle müzikalin kaynağını oluşturdu. The Student Prince ve The Desert Song filme de çekildi. South Pacific’le birlikte müzikallerde öyküye ağırlık verilmeye başlandı. Müzik oyunun yapısına daha uygun bir öğe durumuna gelmişti, dansların koreografisine de daha çok özen gösteriliyordu. Toplumsal eleştirinin ön plana çıktığı yıllarda ise Hair’la tanıştık. Çiçek çocukların özgürlük şarkılarını, inceden hissettirilen savaş karşıtı mesajları, kaplumbağa arabalar olarak da bildiğimiz vosvosları bu filmle sevdik. “Let the sunshine in” dedik, hayat içimizde ve etrafımızda. Grease’le kız erkek farklılıklarını bir kez daha gözden geçirdik, Notre-Dame de Paris’de istedik ki Quasimodo, bu hikâyesini yıldızlara uzanarak cam ve taşa yazan kambur adam, parmaklarını Esmeralda’nın saçlarında dolaştırabilsin. Ya da istedik ki Phantom of the Opera’nın ruhu sesimizle birleşsin ve aklımızın içinde dolaşsın. The Sound of Music’le dadılarını kaçıran yaramaz çocuklar olup notaları öğrendik.

Tiyatrodan uyarlamaların yanı sıra, The Jazz Singer’dan itibaren Warner Bros müzikal filmler çekmeye başladı. Ardından Singin’ in the Rain filminin unutulmaz yağmur altında dans sahnesi gelecekti. Ve 82’den itibaren Broadway’de kapalı gişe oynayan Cats! Kedilere kim karşı koyabilir ki! İşte tam da bu sebeptendi Cats’in Zorlu Center PSM’de sahneleneceğini öğrendiğimde bilet almakta tereddüt etmemem. Üstelik son biletleri almanın sevinciyle heyecanım daha da arttı. Bir müzikale gidebilirsiniz, onu elli milyon kişi izlemiş olabilir, büyük olasılıkla da beğenirsiniz, daha önce de bahsettiğim gibi pek çok müzikalden etkilenmişsinizdir zaten, mesele bu değil. Çünkü elinizde tuttuğunuz herhangi bir bilet değil, o bir kedi olma bileti!

Salon karanlık. Dolunay arka fona iliştirilmiş. Birden onlarca meraklı göz yanıp sönmeye başlıyor perde açıldığında. Hayır, sahnede kimse yok! Seyirciler birbirlerine bakıyor dehşetle. Bir sıcaklık hissediyorum, kazağım da kalın değildi hâlbuki. Arkadaşım gözlerimin yeşil olmasına şaşırıyor, ben onun kuyruğuyla oynuyorum. İlk kez görüyormuş gibi inceliyorum kendimi mağrur başımı çevirerek. Bunlar ne yumuşak, ne parlak tüyler böyle bıraksalar bütün gün yalayabilirim! Etrafımı diğer kediler sarıyor, artık Jellicle kabilesine katıldığımı ve bir ismim olması gerektiğini söylüyorlar. Hem Eliot’a göre kedileri adlandırmak zor bir mesele, tatil oyunlarınızdan biri kesinlikle değil. Her kedinin üç ayrı adı olmalı. Aile arasında günlük kullanılan adlar vardır öncelikle. Augustus, Peter gibi. Ama bir kedinin kendine has ve kelli felli bir adı olmalıdır bıyığını yayıp, kuyruğunu dik tutabilmesi için. Bombalurina ya da Jellylorum gibi. Bir de kedinin yalnızca kendisinin bildiği bir adı vardır ki onu hiç ifşa etmez. Bu adı hiçbir insan araştırması keşfedemez. Dalgındır düşünmekten derin ve esrarlı kendi adını.

Ne çok kimlik taşırız sahi üzerimizde. Resmi yazışmalar, yoklamalar, gündelik konuşmalar için gereklidir çoğu. Oysa bize seslenildiğinde “Miyav!” yeterlidir genelde. Daha samimi olduklarımıza fare yakalamadaki becerilerimizden, krema kilo aldırdığı için son zamanlarda kuru mama yediğimizden, miyavlamamızı geliştirmek için günde kaç saat çalıştığımızdan, bu yıl altın pati ödülünü kimin aldığından, süt lobisinden, kediselliğin temel ilkelerinden ve buna benzer önemli konulardan bahsederiz. Yalnız kaldığımızda ise kendimizi eşeler dururuz üçüncü adı bulabilmek için. Bu adı zaman dışında pek bilen yoktur esasen.

Aklımı toplamaya çalışırken kedilerden biri beni poposuyla itti. Ne ukala bir kedi! Üstelik nezaketsiz. Rum Tum Tugger gösterişli yeleleri, umursamaz tavırları ve tüm sevimliliğiyle karşımda duruyordu. Onun bir baş belası olduğunu görür görmez anlamıştım. Bununla beraber diğer dişi kedilerle birlikte etrafında dolaşmaktan geri durmadım. Kendi ifadesiyle garip bir kediydi Rum Tum Tugger, orası muhakkak. Eve koysanız onu, daireyi tercih eder. Daireye koysanız, o zaman da ev ister. Fare yakalasın istersiniz, daha çok sıçanları tercih eder. Sıçan yakalasın istersiniz, o zaman da bir farenin peşine düşer. Ve daha oturur oturmaz, hemen kalkıp dolaşmak ister. Kendisine balık sunsanız, ziyafet ister. Hiç balık kalmamışsa, o zaman da tavşan yemek istemez. Krema sunsanız burun kıvırır ve küçümser, çünkü sadece kendisi için uygun gördüğünden hoşlanır. Kulaklarına kadar kremaya batmasını isterseniz kremayı kilere koymanız gerekir. Rum Tum Tugger aldırmaz kucaklanmaya, fakat elinizde bir örgü varken atlar kucağınıza. Çünkü en çok hoşlandığı şey korkunç bir karışıklıktır. Daima yaptığı şeyler yapmak istediği şeylerdir ve bu konuda yapılacak bir şey yoktur!

Tiz bir kahkaha Rum Tum Tugger’ın sözünü kesti. İki yaramaz kedi ellerinde yiyecek çuvalıyla çöplükten minik adımlarla geliyordu. Mungojerrie yaklaştı ilk ve sonra tabi ki Rumpleteazer. Ailenin eşyalarını saklamaya bayılan ve işten sürekli kaytaran bu kediler, bir yandan nasıl süt çaldıklarını anlatırken bir yandan mutlulukla taklalar atıp dans ediyorlardı. Jellicle balosu vaktinin geldiğini söylediler. “O da ne?” diye sordum. “Jellicle balosu yılda bir kez düzenleniyor” dedi Mungojerrie. “Kediler dans ederek bütün hünerlerini gösterirler ve kral Heaviside’a gönderilecek kediyi seçer” diye devam etti Rumpleteazer. Heaviside'a gönderilmek demek, yeniden doğmak, lüks şartlar içinde ve en güzel dans edebilme özelliklerine sahip olarak yaşamak demekti. Seçilen kedi, kedilerin en güzeli ve en üstünü olacaktı.

Balonun konukları arasında kimler yoktu ki! Göbeği alıp başını gitmiş tombik kedi Bustopher Jones şık smokiniyle görünmüştü bile. Zenginlerin yaşadığı St. James Sokağı’nda konumlanmak akıllıca bir davranış olduğundan, kuşkusuz saygıdeğer bir beyefendiydi Bustopher Jones. Tüm kediler onu dikkatlice dinlerdi. Hemen ardından iki yanında hamam böcekleri ve arkasında fare sürüsüyle tek yaptığı bütün gün oturmak olan Jennyanydots göründü. Fareleri yararlı işlevler üstlenmeleri, yaratıcı projeler üstünde çalışmaları veya zararlı alışkanlıklarını törpülemeleri için zorlayan bu kadını deli kovalamış olmalıydı! Tiyatrocu, yaşlı kedi Gus, koluna giren genç kedilere bir zamanlar Growltiger’ı nasıl oynadığını, nasıl alkışlandığını, şimdiki oyunların bazıları güzel olsa da hiçbirinin kendi dönemindekilere yaklaşamayacağını hararetle anlatarak yerini aldı.

O sırada demir yolu kedisi Skimbleshanks köşesinde uyumaktaydı! Gece treninden sorumlu olmasından mütevellit uyuyakalmıştı bu akıllı ve sorumluluk sahibi kedicik. Hemen yanında Macavity’i çekiştiren sırnaşık kediler Demeter ve Bombalurina’yı duymuyordu bile. Böbürlenerek anlattıklarına göre esrarlı bir kedidir Macavity ve bütün kediler ondan korkar. Kumral, çok uzun ve sıskadır. İçe çökük gözleri karanlıkta bile iyi görür, alnı düşüncelerden çizgili ve kafası hep kötülükle meşguldür. Yasaya meydan okuyan suçluların en hünerlisidir, çünkü ne vakit ulaşsalar suç mahalline, Macavity ortada yoktur! Dıştan saygıdeğer gözükse de ahlak bozucu bir zebanidir kedi biçiminde. Ne vakit kiler yağmalansa ya da mücevher kasası soyulsa, sallar durur kafasını bir yandan öbürüne yılansı hareketlerle ve büsbütün uyanıktır hep yarı uyur olduğunu düşündüğünde.

Birden Mungojerrie ve Rumpleteazer’a haksızlık ettiğimi düşündüm. Onları aramaya koyulacaktım ki kedilerin bodyguard’ı siyah kedi Munkustrap, kral Old Deuteronomy’i takdim etti. O kadar yavaş hareket ediyordu ki dokuzuncu yaşamında olmalıydı. Kalın sarılınası kürkü ve babacan gülümsemesiyle Old Deuteronomy de Jellicle kedileri arasına katıldığına göre balo başlayabilirdi. Kediler aynı anda sallanıyor, sıçrıyor ve birbirleri üzerinden atlıyordu. Habeş kraliçesi Cassandra, uzun örgülü kuyruğunu ay ışığına uzatmış kavisler çiziyordu. Hemen yanında göz alıcı beyaz tüyleriyle kuğu gibi kıvrılan Victoria vardı. Kedi olmak, doğuştan dans becerisine sahip olmak demekti. Ayaklarım kendiliğinden ritme uyum sağlıyor, minik patilerimi sürüyerek esniyordum.

Müziğe kendimi kaptırmıştım ki Demeter sahneye fırlayarak Macavity’nin Old Deuteronomy’i kaçırıp onun kılığında geri döndüğünü söyledi. O anda ışıklar söndü ve kulak uğuldatan bir kavga başladı. Kavga sona erdiğinde Macavity her zamanki gibi ortadan kaybolmuş, yüzleri asık kedicikler ise birbirine boş gözlerle bakmaktaydı. Bir tanesi dışında, Rum Tum Tugger! Bu meraklı, cool ve orijinallikte tavan yapmış kedinin tabii ki iyi bir fikri vardı. Bu işi ancak Bay Sihirli Mistoffelees çözebilirdi. Old Deuteronomy görünümlü Macavity’ler ne çoktu. Sarsılan güvenimizi, o sarılınası kürkü ve sıcak gülümsemeyi sihir geri getirebilirdi ancak. İşte Bay Mistoffelees bu yüzden önemliydi. Parmaklarından kıvılcımlar çıkararak dolaştı kediler arasında ve tek hareketiyle Old Deuteronomy elinde salladığı örtünün altında belirdi. Her zaman kapının doğru tarafında bulunan dostlar gibiydi Bay Mistoffelees.

Old Deuteronomy yerine oturdu, Jellicle kararı artık verilebilirdi. Bütün kediler Old Deuteronomy’nin etrafında toplanarak mutluluğun anlamını öğrenecekti önce. Tecrübeye sahibiz, ama anlamı kaçırdık dedi yaşlı kral. Anlama yaklaştıkça tecrübeler yeniden şekillenir ve mutluluğa sahip olabiliriz. Geçmiş tecrübeler yalnızca bir hayatın değil, bütün nesillerin tecrübeleridir. Anlam ne ki diye düşünen kedilerden biri hapşırdı ve Jemima şarkısına başladı: Ay ışığı, yüzünü ay ışığına dön! Hatıraların sana yol göstermesine izin ver. Aç ve içeri gir, orada mutluluğun ne olduğunu bulursan, yeni bir hayat başlayacak! Yabancı bir ses Jemima’ya eşlik etmeye başladı sonra, yabancı ve hüzünlü bir ses.

Kediler gülüşmeye başladı, bir zamanlar Jellicle’ların en alımlısı olduğu halde Jellicle’lardan ayrılan Grizabella değil miydi o! Ne kadar da yaşlanmıştı. Ağır aksak yürüyordu, yara almaktan korkar gibi. Yüzü gölgeli, gözleri pişmanlıkla doluydu. Bütün bunlar gururuna engel değildi tabii. Yeniden dans etmeyi denedi. Gülüşmeleri daha da şiddetlendirmekten başka işe yaramadı bu. Grizabella bir zamanlar hayatımızdayken kendisine yüklediğimiz değer ve anlamı küçümseyip, daha fazla hayranlık uyandıracağına inandığı yeni bir hayatı seçen ancak orada da umduğunu bulamayarak mutsuz olan insanlara benziyordu. Old Deuteronomy ondan kedileri kendisini affetmeye ikna etmesi için son bir şarkı istedi.

Sokak lambalarının ışığı altında ayaklarına üşüşen sönük yapraklardan bahsediyordu Grizabella ve bozuk sabahın kokusundan. Kediler hâlâ sessizdi. Tam vazgeçecekken ona eşlik eden Jemima’yı duydu. “Dokun bana dedi, benden ayrılmak kolay. Güneşli günlerin anısıyla yalnızım. Dokunursan mutluluğun ne olduğunu anlayacaksın.” Rum Tum Tugger dil çıkarmayı kesmişti. Victoria yerinden kalkıp Grizabella’ya doğru yürüyordu ki, onu durdurdum ve patimi koydum bıyıklarımdan yaşlar süzülerek Grizabella’nın yorgun omzunun üzerine. Heaviside’a gidecek kedi belli olmuştu.

Kulaklarım yeniden kısaldı ve üşümeye başladım. Arkadaşımın seslendiğini duydum sonra. “Biz yaşlanmayalım olur mu?” dedi. “Olur, ” dedim.

Eser Sahibi:
Website:
0 Yorum Bulunmaktadır.

Yorum Yapın!

Gerekli tüm alanları lütfen doldurunuz. *