KIŞ YASEMİNİ

Ses 1-2… Bütün enstrümanlar orkestradaki yerlerini aldı. Az sonra yağmurunu bırakacak bulutlar gibi ciğerleri şişip kabarıyor, herkes birbirinin soluğunu ensesinde hissediyordu. Çalmaya başlasalar ağaçlar hafızasını yitirecek, deniz kızları o meşhur mırıltılarıyla gemiler batıracak, korsanlar kadehlerini gökyüzüne kaldıracak, baykuşlar gözlüklü çocuklara mektuplar bırakacak, yıldızlar savaşacak  ve bunlar olurken bir anne bebeğini uyutacaktı.

Şefin elinin havalanmasıyla gürleyerek yağdılar. Kemanlar toprağın karnını ileri geri hareketlerle eşelerken, kontrabas bilge bir ihtiyar gibi homurdanıyor, trompetlerin neşeli çağrısıyla kemanların eşelediği yerden yaseminler fışkırıyordu. Tam o anda flütü işaret etti şef. Küçük bir kızın bağırışıyla çınladı sahne. Karanlık boşlukları parmaklarıyla kapatarak yol alıyordu flütist. Boşluklardan yükseliyordu natürmort: Kırlarda başakların gün ışığıyla dansı,  elmalarla beraber küçük kızın kızaran yanakları, yumuşacık eriyen tonda  görkemli bir ezgi… Buğulu bir camdan seyretmek gibiydi dünyayı. Dokunulsa netleşecek ve büyüsü bozulacaktı.

 

Jasmine Choi üç yaşında müzik kariyerine keman ve piyanoyla başladı. Önceleri doktor, bilim insanı, yazar, buz patencisi, yüzücü olmak gibi pek çok hayal kurmuştu. Fakat blok flütü eline alır almaz hayatta ne istediğine karar verdi, flütist olacaktı. Küçük Jasmine komşuları rahatsız etmemesi için kendisine anlatılan, gece blok flüt çalan çocukları kaçıran hayalet hikayelerine aldırmadan battaniyesinin altında sessizce çalışıyordu. Üst katlarında flüt çalan bir kızı kendisine rol modeli olarak aldığında, gerçek profesyonellerle çalışma imkanı bulacağından habersizdi. Ailesi de Jasmine’in bu tutkusunu keşfetmiş ve ona dokuzuncu yaş gününde öğrenci modeli bir Yamaha almışlardı.

 

O günden sonra öğrenme merakı hiç dinmedi. Bir yıl sonra Chongju Oda Orkestrası ve Haydn’ın Re Majör Konçerto’su ile ilk toplu konserini verdi. Jean Pierre Rampal, James Galway, Emmanuel Pahud gibi virtüözleri dinleyerek büyüdü. Ailesinden uzakta kalmayı göze alarak Seoul’da bir sanat okulunda başladığı eğitimine on altı yaşında Amerika’daki Curtis Müzik Enstitüsü’nde devam etti. Burada Julius Baker ve Jeffrey Khaner gibi önemli flütistlerden ders alacak ve Baker vefatından önceki son öğrencisini “müthiş bir sansasyon” olarak tanımlayacaktı. Khaner ise seçici tavrıyla Jasmine’i sıkı bir mükemmelliyetçiye dönüştürecekti.

 

Limitini zorlamak için gecesini gündüzüne katıyordu artık. Juilliard’da masterını tamamladıktan sonra yeni bir döneme girmişti Jasmine. Solo performansların yanında orkestrayla birlikte profesyonel anlamda müzik yapmanın tadına varıyordu. Ne zaman öne çıkıp ne zaman geri çekileceğini, tempoyu, esnekliği, doğru tonu yakalamayı yani bütünüyle müzisyen olmayı öğrenmişti. Philadelphia Orkestra, Cincinnati Senfoni, St. Petersburg Filarmoni, Salzburg Mozarteum, Çek Filarmoni, Seoul Filarmoni, ve KBS Senfoni ile performans gösterdi. Cincinnati Senfoni Orkestrası’nda nefesli enstrüman çalan ilk Koreli müzisyen unvanını kazanmasının ardından, Viyana Senfoni Orkestrası seçmelerine çağrıldı. İlk tepkisi duruma inanamamak oldu çünkü tutuculuğuyla tanınan gelenek sahibi bir müzik merkezine Asyalı, bayan bir flütist olarak kabul edilmişti. Seçmelere grip olmanın moral bozukluğu ve halsiz bedeniyle girse de parçanın akışına battaniyesinin altındaymış gibi kapıldığından hepsini unutmuş ve nasıl olduğunu anlamadan kendisini yirmi jüri üyesinin tebriklerini kabul ederken bulmuştu. Jasmine için Viyana günleri başlıyordu.

 

Çaldığı her bir nota seyirci tarafından kritik edilmiyormuş gibi düşünmek en büyük motivasyonuydu. Bunu Curtis’teki mezuniyet resitalinde History of Tango çalarken anlamıştı. Konser sırasında parçanın üçüncü bölümünün yerinde olmadığını fark etmiş ama seyircinin önünde konuşamayacak kadar utangaç olduğundan ezberden çalmakta karar kılmıştı. Notalardan ve seyirciden bağımsızdı şimdi. Şaşırtıcı biçimde parmakları doğru yeri bulmuş, bir anda özgüvenini kazanmıştı. Athena, Jasmine’nin kumru gibi ötüşünü görse yanaklarının şişmesine aldırmadan tüm gücüyle üflerdi flütüne. Zaten flüt çalmak kuşları taklit etmek değil de neydi? Yeni başlayan öğrencilere ayaklarını kuşlar gibi açıp pençeleri varmış gibi yeri kavrayarak nefesini kontrol etmeleri öğretilirdi. Hocalarının arkasında uçma pratikleri yapan kuşlar gibiydi genç flütistler.

 

İlk kaydı Carmen Fantasy oldu. Karanlık kışı narin elleriyle delerek doğayı neşeli bir şölene davet ediyordu Jasmine. Bu yüzden olsa gerek Gary Schocker ikinci albümü için Winter Jasmine’i yazdı. Neşenin yanında uyanış ve uyandırışın derin yalnızlığını taşıyordu bu parça. Albümde yer alan diğer bir kayıt da Paul Schoenfield Four Souvenirs olacaktı. Son albümünde ise kendi ifadesiyle Mozart’ın konfor ve sakinliğini yakalasak da Choi’un en etkileyici performansı Czardas yorumu desek yanlış olmaz. Baharda açan çiçeklerin yapraklarına dokunurken kaplumbağalar minik adımlarla yürürken ya da bir peri güzelliğini suyun aksinde izlerken ani bir kreşendoyla suyun taşması, dalgalanıp dinleyenleri de içine alarak uzaklaşması gibi. Kaybolmak gibi.

 

Jasmine çalmıyor, ilmek ilmek dokuyordu çocukluk düşlerini. Henüz dokuz yaşında eline aldığı Yamaha’sı ona ne ifade etmişti? Gerçek bir büyücü olabileceğini söylemiş olmalıydı ki Jasmine için diğer her şey önemini yitirmişti. Yoksa ona flütün Antik Yunan’dan bu yana efsanelerdeki gizli ikna yeteneğinden mi bahsetmişti? Doğadaki seslere yakın ton yelpazesi ile flüt, başta insan olmak üzere bütün canlılarla empati kurabilirdi. Yakınlaşabilir, mesafe koyabilir, kışkırtabilir, bunları yaparken de sükunet ve neşe içinde olabilirdi. Zaten aksi mümkün değildi; her ne olursa olsun öfkeli bir flüt düşünülemezdi. Belki de Jasmine’i flütün bu asalet ve vakurluğu çekmişti. Çalmaya başladığında göz alıcı renk cümbüşü gizli bir piramitten geçerek ılık, beyaz bir ışık huzmesine dönüşüyordu.

 

Gün doğumuna az kalmıştı. Sokakta gece bekçisi dışında kimse yoktu. Şefin ellerine dikkat kesildi enstrümanlar. Kaç vuruşluk sus daha gerekliydi durdurabilmek için nefes nefese bir atı? Küçük kızın sesi yeniden çınladı ve yaseminler, korsanlar, baykuşlar, tanrıçalar hepsi birer birer çıktılar battaniyenin altından. Jasmine gülümsedi ve flütünü masanın üzerine bıraktı.

Eser Sahibi:
Website:
0 Yorum Bulunmaktadır.

Yorum Yapın!

Gerekli tüm alanları lütfen doldurunuz. *