AÇLIK OYUNLARI

“Hayatta sevdiği tek bir şey vardı, o da sinema idi. Pakize sinemanın sade terbiye terbiye değil, tatmin ettiği insandı da. Beyaz perdenin karşısında o kadar kendinden geçer, o kadar her şeyi bırakırdı ki, sonunda yaşadığı hayatla seyrettiği macerayı birbirinden ayıramaz hale gelirdi. “

Saatleri Ayarlama Enstitüsü, Ahmet Hamdi Tanpınar

Bir elmayla mı başladı her şey? Adem ve Havva’nın elindeki, kötü kraliçenin sepetindeki ve Tell’in oğlunun başındaki elmayla mı? Katniss Everdeen okunu bir file dolusu elmaya çevirir, erzak yığınından payını alabilmek ve yaşamak içindir çabası.

Suzanna Collins’in Penguen yayınlarından dilimize aktarılan üç kitaplık “Açlık Oyunları (Hunger Games)” dört bölüm şeklinde sinemaya uyarlanmıştır. Collins, bir röportajında ilk ilham kaynağının Theseus ve Minotor ile Roma’lı Gladyatörlerin arena oyunları olduğunu, televizyon seyrederken kanaldan kanala geçtiğinde rastladığı ‘Reality Televizyon Programları’yla Irak Savaşı’nın kitabın ana fikrinin oluşturduğunu ekler.

Grit Kralı Minos’a yenilen Atinalılar, barış anlaşması gereğince dokuz yılda bir, Minotor adlı öküz başlı canavara yedi genç kız ve erkeği kurban etmek zorundadır. Theseus, canavarla savaşmaya gönüllü olur, onu öldürür. Gençleri kurtarıp ve kendisine aşık olan Kral Minos’un kızı Ariadne’nin verdiği ip yardımıyla labirentten kurtulur. Mitolojiye büyük bir reformcu olarak geçen Theseus, 12. mıntıka gönüllüsü Katniss Everdeen’in efsanesine böylece zemin hazırlar.

Panem’de yaşayan halk, Capitol denilen şehirdekiler tarafından yönetilmektedirler. İsyanları on üçüncü mıntıkanın ortadan kaldırıldığı bir yenilgiyle sonuçlanan halk, her yıl düzenlenen Açlık Oyunları’na başkentin zaferinin hatırlanması amacıyla 12-18 yaş arasında seçilen bir kız ve bir erkek çocuğunu mıntıkalarından gönüllü olarak göndermektedirler. Kız kardeşi yerine gönüllü olan Katniss ile Peeta’nın Capitol’e gidişleri, hazırlıkları, oyun esnasında yaşadıkları filmin ilerleyen bölümlerinde günümüz reality şovlarını gölgede bırakacak şekilde işlenmiştir.

Katniss’in sevdiği genç olan Gale’in onu yolcu ederken söylediği söz “Avlanmakla oyunda insan öldürmek arasında fark yok” sözü kahramanımızı ürpertse de içine düştüğü bu durumdan kurtulabilmek için kendiyle büyük bir mücadele verecektir. Daha önce oyunlardan sağ çıkmış Haymitch’in mentörlüğünde Capitol halkına kendilerini sevdirebilmek için Peeta ile umutsuz âşıklar rolüne bürünmeleri de böyle başlar. Sponsor bulabilmek için birer film yıldızı gibi giydirilirler. Sözlerini ezberler ve cezp edici bir gülüşle televizyona çıkarlar. Hayatta kalabilmek için sevilen bir oyuncu olmaya çalışan yarışmacılar, popülerliğin yükselen basamaklarında yavaş yavaş ölmektedirler. Bu sene vizyona giren Amy Winehouse adlı belgesel-filmde şarkıcının kendini nasıl yalnız hissettiği ve şöhretin onu yok oluşuna sürüklediğini izlerken de aynı duyguları yaşatır. Yine de film onu bir efsaneye çevirerek asıl mesajı göz ardı etmemize sebep olan sanal gerçeklikten öteye gidemez. Açlık oyunları da bize sahnenin içinde bir sahne daha yaratarak vermek istediklerini popüler kültüre kurban eder. Başkentin özgür olduklarını düşünen insanlarından pek de farkımız yoktur. Onlar yüksek korumalı duvarlar arkasında televizyonun kendilerine gösterdiklerinden fazlasını bilmeyen, insanların birbirini öldürdükleri oyunları çılgınca alkışlayarak gerçeklikle sanalın birbirine karıştığı bir dünyada yaşayan kurbanlardır aslında. Mıntıka halkları kurban olduklarını bildikleri halde, başkent insanı kurban olduğunun farkında değildir.

 1864’de Marx tarafından kaleme alınan bir tüzükte şöyle yazar: “Her türlü biçimde köleliğin, bütün toplumsal sefaletin, zihinsel körelmenin ve politik bağımlılığın temelinde, işçinin, üretim araçlarını, yani yaşam kaynaklarını mülkünde tutanların ekonomik boyunduruğu altına alınması yatmaktadır.” Antik çağlardan günümüze her medeniyette, eşitliğin, özgürlüğün ve dayanışmanın olması için çeşitli teşebbüsler, akımlar, devrimler olmuştur. İçinde bulunduğu sistemi daha iyi hale getirmek için yola çıkan bu tarz oluşumlar, başarılı oldukları kimi zamanların ardından, çok kısa bir süre sonrasında yıkmak istedikleri sistemi aratacak bariz değişimler geçirmişlerdir. ‘Kral-Tanrı’lar yerini “Diktatörler”e hatta “Patron-Tanrı”lara bırakmıştır. Dünya var oldukça insanoğlu içindeki adil bireyi ortaya çıkaracak sistem arayışlarına devam edecek görünüyor. Filmde kısmen bu noktalar işlenmeye çalışılsa da çok zayıf olduğunu söylemek gerekir.

İlk filmde Katniss, bütün mıntıkaların kurtuluş umudu olacak kahramana dönüşmeye başladığının farkında değildir. Kendi doğrularına göre hareket etmeye çalışır, yapılanların yanlış olduğunu bilse de mücadelesi evine sağ dönebilme umudundan öte değildir. Oyunları tasarlayanların istedikleri an gidişi değiştirmeleri, Capitol’un yöneticisi Snow’un direktifleri doğrultusundadır. Snow bunu “Umut korkudan güçlü tek duygudur. Biraz umut iyidir, fazlasıysa tehlikeli. Kontrol altındaysa bizi tatmin eder.” diyerek uygulatır. Yapılan bazı araştırmalarda halkın temel ihtiyaçları ve gereksinimleri karşılandığı sürece kendilerini yönetenlerin ideolojik ya da dini değerlerini pek de önemsemediklerini, ancak ekonomi çöküşe geçtiğinde, ellerindekileri kaybettiklerinde onları isyana yönelten bazı fikirlerin ortaya çıktığı söylenmiştir. Panem halkı fakirlik ve sefaletten kurtulabilmek için Snow’a karşı bir mücadelede oyunun şampiyonlarını kullanmaya karar verir. Alaycı kuş sembolüyle özgürlük savaşının başkahramanı olduklarından habersiz çiftimiz Katniss ve Peeta ikinci filme mıntıkaları ziyaret ederek başlarlar.

Bilim kurgu filmleri ya da kitaplarının çoğunda gelecek, büyük bir sınıf ayrımıyla resmedilir. En üst sınıfa mensup insanlar daha sade bir hayata sahiptirler. Açlık Oyunları filminde Panem’in üst sınıfı başkent vatandaşları, popart ve fütüristik çizgilerin karışımıyla resmedilse de Snow’un gül bahçesinde özenle dokunduğu çiçekleri onların sakin ve düzenli hayatından çizgileri taşır. Anne ve babalar çocuklarına silahı sadece oyuncak olarak alırlar, onları şiddetten uzakta yetiştirirler. Kendi içlerindeki eşitlik, mıntıkalar onlara hizmet ettiği sürece var olacaktır.

Katniss babasının ölümünden sonra içine kapanan annesinden dolayı evin sorumluluğunu tek başına almış, kız kardeşine hem anne hem baba olmuştur. Gizlice avlandığı ormana yeniden dönen kahramanımız sakin hayatına devam edebileceğini düşünse de öldürdüğü yüzler peşini bırakmayacak, Başkent’in her sene kendisini ve Peeta’yı zafer turları attırarak bu kâbusun içinden çıkarmayacağını anlayacaktır. Artık onlar medyaya ve halka ait olmuşlardır. Daha fazla yemek için daha fazla kusan insanların yer aldığı baloya katıldıklarında yüksek sosyetenin zevkleri uğruna sefil birer canlıya dönüştüklerine şahit olurlar. Kolonyal dönemden kalma evler, mobilyalar ve aksesuarlar arasında doğal olan tek kişi ve belki de tek gerçek karakter Snow’dur. Donald Sutherland’in oyunculuğunun da Snow’un zalim ama merhametli görünen kişiliğinin canlandırılmasına etkisi büyük.

On üçüncü havarinin Hz.İsa’yı ihbar etmesi ve on iki havariyle kalan peygamberin halkı için kendini feda etmesi… Batı toplumu bir kahraman yaratmayı ve onu feda ederek kurtuluşa ulaşmayı filmlerinde işlemeyi her zaman sevmiştir. Panem halkı, ilerleyen filmlerde, ortadan kaldırıldığını düşündükleri on üçüncü mıntıkayla karşılaşır. Yeraltında hazırlıklarını gizli olarak sürdürmüş bu mıntıkanın başında Coin vardır. Coin, hırslı bir kadın liderdir. Snow, yeşeren umudun farkındadır ve bunu yok etmek için oyunları yeniden düzenletir. Zaferin yetmiş beşinci yılında eski şampiyonlar yeniden oyuna katılacak ve yine tek bir kazanan olacaktır. Katniss ve Peeta kâbusun içine yeniden girdiklerinde seyircinin kalbini kazanmak için evlendiklerini hatta bir bebek bekledikleri yalanını uydururlar. Halk coşmuştur, aşk ve bebek onları fethetmiştir.

Mıntıkalardaki fakir halk, okla elmanın vurulup zalim kralın devrilebileceği fikrine inanır. Bir fikir tohum olarak atıldıktan sonraysa onu medyanın gücüyle beslemek artık zor olmaz. Coin, ekibiyle savaş stratejilerini yaparken bir yandan da yönetmen gibi çalışıp ve Katniss’i devrimin sembolü haline getirir. Her devrim orduya, ordularsa askere ihtiyaç duymaktadır. İkinci Dünya Savaşı’ndan kalma bir afişte yer alan kadın model; “Keşke erkek olsam ve orduya yazılsam” demektedir. Savaşınız ne kadar haklı olursa olsun iyi bir pazarlama yapılmadıkça ufak bir kıvılcımdan öteye gitmeyebilir. Katniss’ın söylediği şarkı, yalan aşkı, özgürlük mücadelesi, oku ve yayıyla savaş meydanlarında Jean Dar’c pozları… Panem vatandaşlarının akın akın isyana katılmasını teşvik eder. Ava izin verilen bölgede Katniss kendisinden kaçmayan geyiğe şaşırdığında, Gale daha önce avlanılmadıkları için korkmadıklarını söylerken aslında neşeli görüntülerle oyalanan Capitol halkını tarif etmektedir. Nitekim savaşın kendi duvarlarına dayandığı anlarda mültecilerin sınır kapılarını zorlayan görüntülerinin gerçek kahramanları olurlar.

İstemediği bir savaşın sembolü olan Katniss, kimin iyi kimin kötü olduğunu ayırt etmekte zorlandığı günlerde, içinde bulunduğu insanların Snow’a dönüşmesine de şahit olmuştur. Sonunda eline Snow’u öldürme şansı geçtiğinde ne yapacaktır? Peki biz Katniss’in yerinde olsak ne yapardık?

 

Eser Sahibi:
Website:
0 Yorum Bulunmaktadır.

Yorum Yapın!

Gerekli tüm alanları lütfen doldurunuz. *