KÜÇÜK PRENS

Kafanız allak bullak olunca söyleneni yapmamazlık edemiyorsunuz.”

Küçük Prens, Antoine de Saint-Exupéry

Okuma yazma bilmeniz önemli değildir, okula gitme yaşından küçükseniz birinci sınıfa başlayamazsınız. Ödül almış bir projenizin olması önemli değildir, geçme notundan düşük almışsanız dersi geçemezsiniz. Ailenizin sorumluluğunu almanız önemli değildir on sekiz yaşından önce kimse sizi reşit kabul etmez. Bir vatandaşlık numaranız yoksa hangi toprağın evladı olduğunuzu bilemez, bir pasaportunuz yoksa hayalini kurduğunuz diyarlara seyahat edemez, sigorta kaydınız yoksa hastanelere başvuramazsınız... Kredi kartları, internet şifreleri, telefonlar, sosyal medya hesapları, e-mailler, okul numaraları, sınav kodları, plakalar, rakamlar, rakamlar... Sıfırın keşfiyle bilime dair yeni kapıların açıldığı insanlık, sayılar altında bu kadar ezildiği başka bir dönem olmuş mudur acaba?

İki yüzden fazla dile çevrilmiş, onlarca filmi yapılmış Küçük Prens, hayatlarını sadece sayılarla ifade edebilen büyüklerin unuttuklarını hatırlatırken, insanın kendini tanımasını, nefsiyle mücadelesini, görünenin arkasında gizli kalmış hazineleri nasıl keşfedebileceğine dair bir yolculuğa çıkarır bizleri.

Pixar’ın başarılı animasyonlarından “Yukarı Bak” filmindeki görüntülerden esintiler taşıyan “Küçük Prens” filmi Paramount Pictures tarafından hazırlanmış. Vizyona yeni giren filmde nereden geldiği ya da yaşının kaç olduğu hatta adını bile bilmediğimiz küçük kızla, yazar Antoine de Saint-Exupéry’nin ihtiyarlamış hali bir araya gelir ve bizi bugünün dünyasından çıkararak bir maceraya sürükler.

 

Küçük kızın istediği koleje girebilmek için taşındığı mahalle ızgara plana sahiptir. Bir antik kazı esnasında rastlandığında, medeniyet seviyesinin yüksekliğiyle hayranlık uyandırabilecek bu şehir planı, günümüzün birbirinden uzaklaşmış, yabancılaşmış, yalnız hayatlarını simgeler. Ev alma komşu al diyen atalarımızın aksine akıllı evlerin/ sitelerin/ yaşam alanlarının revaçta olduğu kent hayatında, minimalist hatlarıyla modernliğin göstergesi evlerin bir lira dahi değerini düşürecek komşuya tahammülü yoktur. Yaşlı pilotun yıkılmaya yüz tutmuş, her tuğlasında bir anının, her köşesinde bir gizemin saklı olduğu bu eski ev ise küçük kız ve annesinin satın alabilecekleri değeri düşmüş o evi bulmalarına imkan vermiştir. Her şeyi planlı programlı yaşayan modern insanı temsil eden annenin çatıya konan kuşları tazyikli suyla kovması da şaşırtan bir manzara değildir. Bir zamanlar yapılarında barınması için kuş evleri yapan insanların inceliğini aratır, o inceliği ve estetiği ne zaman, nasıl kaybettiğimizi sorgulatır.

 

Yaşlı pilotun uçağını çalıştırmak için çabaları hiç bitmez ve bir denemesinde yeni komşusunun duvarına pervanesiyle büyük bir hasar verir. Hasarı tespit ettirip, polis çağıran, sigorta kayıtlarını tutturan kızın aslında hiç de öyle sadece koleje odaklanmadığını görürüz. Batının çocuk terbiyesiyle Türk annelerinin çocuk terbiyesi arasındaki bariz farklar çıkar karşımıza bu sahnelerde. Yeni taşınılmış evde odasını yerleştiren, kendisine verilen plana uyarken sağlıklı yaşayıp spor yapan, sorumluluk almış küçük kızla, teri kurusun diye havlusu sırtına konulup önüne yemek konulmuş çocuklarımızın hayatı algılayışları da farklı olacaktır. Filmde verilen bu ayrıntıları pedagogların ayrıca değerlendireceğini umuyorum. Pilotun hasarı karşılamak için getirdiği kumbara, tıpkı “Yukarı Bak” filminde Carl ve Elie’nin maceraları için biriktirdikleri paraları hatırlatır. Kapitalizmin biriktir felsefesine de dokunuş içeren kumbara, aslında pilotun hazinesini saklar. Küçük Prens’i, kılıcı, gülü ve pilotun uçağını saklayan bozuk paraların içinden onları bulan kahramanımız, kendi kayıp hazinelerimizi de bulmamızı hatırlatır.

Exupéry’nin kitabını adadığı arkadaşının ismi Werth, ironik bir şekilde küçük kızın girmek için uğraş verdiği Kolejin adı olmuştur. Film, Küçük Prens’in ve yazarın ilerlemiş yaşlarına odaklanır, neler olabileceği fikri üzerine yoğunlaşır, bunu yaparken kitabın içinden karakterleri günümüz dünyasına taşıyarak hikayedeki evrensel mesajları öne çıkarıp “Asıl sorun büyümek değil ki, büyürken unuttuklarımız”diyerek bize kendimizi yeniden hatırlatmanın peşindedir.

Unuttuklarımızı canlandırmak için kağıttan da olsa hayatlarımıza bir uçak inmesi gerekir. Küçük kız, penceresinden giren işte o kağıt uçakla başlar yolculuğuna. Kağıt uçakta yazan hikayeye ise öyle beklediğimiz gibi kapılıp gitmez, her şeyi sorgular, bugüne kadar Küçük Prens’te kabul ettiğimiz her şeye şüpheyle yaklaşır. Somut kanıtlar olmadan inanmadığımız dünyamızda bilim temelli yaklaşımın getirdiği bakış açısını film bize bu şekilde sunar. Sadece görünene odaklanıp asıl görülmesi gerekenleri göremeyenlerin sadece büyükler olmadığı, çocukluklarını yaşamayıp birdenbire yetişkin olmuş küçüklerin de bu tuzağa düştüğünü gösterir film. “En iyi yüreğiyle görebilir insan, gözler asıl görülmesi gerekeni göremezler”diyen Küçük Prens’e hak verdirir.

Tek ya da çift ebeveynli çekirdek ailelerin bir dede ya da büyükanne ihtiyacının işlendiği filmler son zamanlarda daha fazla karşımıza çıkmaktadır. Yakında vizyona girecek Transilvanya Oteli-2 adlı animasyonda torununa vampirliği öğretmeye çalışan dede, bu ihtiyaca cevap verilmiş güzel bir örnektir. Çocukları için güzel bir gelecek kaygısıyla hayatını çalışarak geçiren anne ve babaların hediyelerle evlatlarının hayatlarındaki boşlukları doldurabileceklerini sanmaları, her şeyi kitaplardan veya pahalı kolejlerden beklemeleri, ne kendilerinin ne de çocuklarının mutsuzluklarına derman olmaz. Tecrübelerini, kültürlerini aktaracakları birer toruna sahip olmanın zenginliğini ancak ilerleyen yaşlarında kavrayan bireyler, nesillerin hızlı değişiminden, birbirinden uzaklaşmasından bir anlamda kendileri de sorumludurlar. Batı kaybettikleri bu boşluğu bu tarz filmlerle yeniden doldurmak için uğraşırken, doğunun sahip olduğu hazineleri tamamen kaybetmeden tekrar farkına varacağını umuyorum.

Film bir müzikal olarak yapılmasa da, hikayenin yıllarca geçmeyecek mesajlarını vermekte etkili olan şarkılarının Türkçe seslendirilmelerini dilerdim. Müzikte Hans Zimmer’in maharetli dokunuşlarını da belirtmekte fayda var. Kitabın çizimlerine sadık kalınarak yapılan canlandırmalarla üç boyutlu animasyon gayet güzel harmanlanmış. Sonunu bilsek de her okuyuşta, her seyredişte farklı bir pencere açtıran hikayenin yeni bir sonla bitip bitmeyeceğini de merakla bekliyoruz filmde. Küçük Prens’in seyahati hepimiz için bir yolculuktur aslında, kitapta karşılaştığı her karakter ya da her durum günümüz dünyasında başka kılıklara bürünmüştür sadece. Gerçekte olanla inanmayı tercih ettiklerimiz arasında seçim yapmaksa yine bizim elimizdedir. Allah’a güvenerek kalmayı kabul ettiği çölde suyu aramak için koşan Hacer gibidir Küçük Prens, aramaktan vazgeçmez, gülüne kavuşabilmek için gülünden ayrılmakla ilk adımı atmıştır. Filmin kahramanı Küçük Prensi bulmak için çıktığı yolculuğunda aslında kendisini aramaktadır.

 

Hepimizin Küçük Prensin koyununu sakladığı gibi bir kutusu, kendi gezegenlerimizde unuttuklarımızı, gözle göremediklerimizi hatırlatacak bir kutusu olmalı. Exupery’nin küçük kahramanı daha uzun seneler hayatımızdan çıkmayacak görünüyor.

 

 

Eser Sahibi:
Website:
0 Yorum Bulunmaktadır.

Yorum Yapın!

Gerekli tüm alanları lütfen doldurunuz. *