TERS YÜZ (INSIDE-OUT)

Algılama organı olan beynimiz, beş duyumuzla gelen “duygu ve düşünce” sinyallerini algılar. Dışsal rehber (toplum), ancak içsel rehber (akıl ve vicdan) ile birleştiğinde bize yol gösterir.

Duygular, fiziksel varlığı olmayan, belirsiz şeyler değildir.

...

Descartes, “Cognito, ergo sum” yani, “düşünüyorum o halde varım” diyerek duyguların maddesel varlığını ve yaşam üzerindeki etkisini yok saymıştı. Bugün, insan zihninin kafamızın içindeki fiziki dokudan tamamen ayrı bir varlık olduğu, felsefenin temel taşlarından biri haline geldi.

Duyguların Psikolojisi, Nevzat Tarhan

 

İsim yazdırıp sabırla beklediğimiz telefon etme sıraları, yerini yeni model telefon alma sıralarına bıraktı. Bu sıraların oluşturulmasında dünyayı değiştiren Steve Jobs’un dolaylı dolaysız etkisi tartışılmaz. Jobs, kendi kurduğu şirketin Yönetim Kurulu’ndan atılınca,  yaşlısından gencine binlerce fana sahip Yıldız Savaşları, Indiana Jones gibi serileri yapan Lucasfilm’den satın aldığı Pixar’da dehasının bambaşka bir alandaki yeteneklerini ortaya koymuştur. Oyuncak Hikâyesi, Arabalar, Cesur, Wall-E, Canavarlar gibi yapımlarla başarılı işler yapan firma şu anda Disney’in bünyesinde yer almaktadır.

 

Pixar’ın başarılı ekibi içinde yer alan Pete Docter’ın yönettiği Yukarı Bak (Up), Cannes Film Festivali açılışında gösterilen ilk animasyon filmi olmuştur. Animasyon denince akla gelen ilk isimlerden olan Hayao Miyazaki’nin (TRT’de 80’lerde gösterilen Heidi’den hatırlayabiliriz) “Howl’un Yürüyen Şatosu”nun İngilizce çevirisini de aynı kişi yönetmiştir. Beynin muazzam işleyişini basitleştirerek aksiyona dönüştüren Ters Yüz filmiyle Docter , çocukların olduğu kadar büyüklerin de beğenisini kazanıyor.

 

İskandinav, Yunan Mitolojisi yanı sıra Mısır ile Hint mitolojilerinden beslenen animasyon ve sinema endüstrisi bize sanal bir dünya yaratmıştır. Demir Adam’ın kendi filminde  başka bir kahraman olan Thor hakkında espri yapmasını normal karşılayıp içselleştirmeye başladığımız dünyada Pixar’ın uzun metrajlı on beş yapımı arasında da böyle bağların olduğu ve kendi kozmik evrenini yarattığı iddia edilmektedir. İddiaların doğruluğunu bilemesek de farklı filmlerde karşılaşılan olaylar ve durumlar bize yeni dünyalarla karşılaştığımızı doğrulatır. Konuşan oyuncaklar, sevimli canavarlar, mutasyona uğramış inanılmaz aile üyeleri, yakışıklı prens yerine ayıya dönüşen anne gibi fantastik olaylar bilinçaltımıza elbette ki sadece filmlerle değil, olağanüstü pazarlama taktikleriyle de yerleşmektedir.

 

Ters Yüz, duyguların başrolde olduğu, konuşabildiği, hissedebildiği ve içinde yaşadıkları küçük kızın karakter değişiminde etkili oldukları bir film. Nevzat Tarhan’ın “Duyguların Psikolojisi” kitabında belirtildiği gibi Batının akıl üzerine kurduğu dünyadaki eksiklikler ancak “Duygusal Zeka”nın keşfi ile tamamlanmaya çalışılmaktadır. Batı felsefesi insanın bireyselliği ve kendi mutluluğu üzerine kuruluyken Doğu felsefesi bireyin toplum içinde iletişim halinde olmasını önceler. Sadece “kendini affet, mutlu ol” düşüncesinin yetersizliğini bilir. İnsan fıtraten çeşitli duygularla donatılmıştır. Batı bunlardan bazılarını örneğin suçluluk hissini dikkate almaz. Oysa bu his, Allah’ın insana doğuştan verdiği, ruhu kirlenmelere karşı koruyan bir histir. Nitekim Neşe’nin Üzüntü’yü görmezden gelmesi, Riley’yi felaketler zincirine sürükler. Oysa Üzüntü küçük kızın ruhunu/kalbini korumak için yaratılmış, fıtrattan gelen suçluluk/pişmanlık duygusunu da içinde barındırır.

 

Günümüz bilim dünyası sayesinde beynin sağ ve sol kısımlarının farklı alanlarda etkili olduğunu, karakterlerin bu kısımlara göre şekillendiğini öğreniyoruz. Her iki bölümün dengeli olabilmesini ise ön beyne borçluyuz. Yönetici olan bu organ hem analitik hem duygusal düşündüğü gibi empatiktir. Literatüre geçmiş Gage vakasında ön beyni hasar gördükten sonra karakteri bozulmuş bir demiryolu işçisinin durumundan bahsedilir.  Filmde Riley’nin  kumanda panelinde kontrolün elden kaçmasıyla ortaya çıkan davranış değişikliklerinin sebebi ön beynin hasar almasından kaynaklanır.

 

Kontrolü kaybedilmiş bir beyin mutluluğu başka yerlerde aramaya başlar, mutsuz oldukça daha fazla hata yapar. Kısa süreli delilik olarak da adlandırılan öfkenin insanı ele geçirmesi vücutta zehirli kimyasalların salgılanmasına sebep olmakta, öfke hali uzadıkça insanın psikolojik kimyasında hasar oluşturur. Neşe’nin ümidini kaybetmeden devam etmeye çalıştığı yolculuk insanın umudunu kaybetmemesi gerektiğini gösterir.

 

Öfke’nin, “Anneye karşı gelinmez” cümlesi filmin en vurucu cümlelerinden biri olsa gerek. Batıda bir yandan fantastik bir dünya yaratılırken bir yandan da aile değerleri, anne baba hakkı, arkadaşlık gibi kavramlar daha derinden ele alınmaya başlanmış ve kaybolan bazı şeylerin tekrar kazanılma çabasına girilmiştir.

 

İnsanı diğer yaratılmış varlıklardan ayıran en önemli özellik sevgi, hayret, öfke, korku gibi yüksek duygulardır. Duygu olmadan insanın kendisini anlatması mümkün değildir. Duygusuzluksa insanın başına gelebilecek en acınası durumdur. Animasyon ekibi muhtemelen akılda kalıcılığı kolaylaştırarak beş duyuyu hatırlatan Neşe, Üzüntü, Öfke, Korku ve Tiksinti’yi ele almışlardır. Filmin ana kahramanları Neşe ve Üzüntü mavi saçlarıyla hem ana duygular hem de birbirlerini dengeleyen unsurlar olduklarını belirtmektedir. Neşe’nin sürekli pırıldaması, saç şekli, elbisesinin hali, Disney’in çokça kullandığı peri şeklini hatırlatır. Üzüntü ise çocuklara sahip oldukları bu duyguyu sevdirecek sempatik ve utangaç bir oğlan çocuğu şeklindedir. Beynin işleyişinde heyecanlı korku mor, tıknaz öfke kırmızı, bakımlı tiksinti yeşil renkleriyle diğer önemli üç duyguyu temsil ederler. Yetişkinlerin beyninde tamamen erkek veya tamamen kadınlardan oluşan duygular, Riley’nin beyninde yaşlı/genç olan kız ve erkek karakterlerle şekillenir. Çocukların bir yandan masumluğunu ifade eden bu durum bir yandan da “kimlikleriyle ilgili tercihlerinin kendilerine ait olduğu” tehlikeli mesajı içermektedir. Oysa insanların duyguları ancak genlerinin izin verdiği kadar özgürdür. Hoşuna gitmeyen bir şeyi değiştirmeye kalkan Riley’nin kendi sistemini çökertme durumu bize insanın biyolojik yapısına uygun davranmasının en doğru şey olduğunu gösterir. Film boyunca dolaştığımız küçük kızın beyninde Neşe’nin “Programcı kim?” sorusuyla bir yaratıcının varlığından ufak da olsa bahsedilir.

 

Beynimiz rüya gerçekliği, hayal gerçekliği ve maddesel gerçeklik arasındaki sınırları kimyasal harflerle yazar. Duyguların eğitimine ilk olarak hayal gerçekliğinden başlamak doğru olandır. Neşe’ye eşlik eden hayali arkadaş ve hayal dünyası aslında bize bu eğitimin aşamalarını anlatmaktadır. Harry Potter’ın önemli karakterlerinden Hermione’nin içine koydukça alan sihirli çantası Riley’nin hayali arkadaşında da karşımıza çıkar. (Bu durum bize fantastik öğeleri farklı filmlerde gördükçe normalleştiren ve bunların gerçekliğine inanmaya başlayan çocuklarımızın hayal dünyalarını eğitmemizin önemini hatırlatmaktadır aynı zamanda.) Yolculuk boyunca hayali düşünceye her zaman güven olmayacağını anlayan Neşe ve Üzüntü, bilgiye dayalı olmayan önsezinin insanı yanlışa götüreceğini öğrenmiş olurlar. Çekilen acının ya da üzüntünün doğru kullanıldığında karakter gelişimine faydalı olduğu gösterilirken somut kavramlardan soyut düşünceye geçiş gayet basit ve başarılı bir dille aktarılmıştır.

 

Duyguları doğru kullanabilmek için kişi önce kendini ve duygularını tanımalıdır. Riley büyüme esnasında maskaralıktan ibaret yaşamına üzüntüyü daha fazla katmaya başlayarak hislerini keşfetmeyi öğreniyor. Bir ara sinirlenen öfkenin işi bırakması ise duygular için söz konusu değildir. Tıpkı nefsin tamamen köreltilmesinin İslamiyet’te olmadığı gibi, insan onları eğitmeyi öğrenmelidir. Pixar’ın başarıyla işlediği bu durum her duyguya ihtiyaç duyulduğunda başvurulmalı ve dozunda kullanılmalı mesajını doğru bir şekilde verir. Hafızadan silinmiş olduğu söylenen bazı anılar, nefis terbiyesinde eseri içimizde dolaşan duygulara benzerler. Riley kendini eğitmeye çalışırken aslında geçmiş korkularıyla yeniden yüzleşir, unutulmuş olanları hatırlayarak tekrar yararlı hale getirir. Kimini de beyninin derinlerine bir daha çıkmamak üzere gömer. Efendimizin en zor mücadele olarak tanımladığı nefis terbiyesi büyük bir emek ve sabır ister.

 

Riley’nin büyümesi esnasında sahip olduğu Maskaralık, Dostluk, Hokey, Dürüstlük ve Aile adalarının yıkılması her şeyin bittiğini düşündürüp paniğe kapılmamıza sebep olacakken birdenbire her bitişin bir başlangıç olduğunu görüyor, “Hayır bildiklerinizde şer, şer bildiklerinizde hayır vardır,” (Bakara, 216)  şeklindeki ayeti hatırlıyoruz.

Eser Sahibi:
Website:
0 Yorum Bulunmaktadır.

Yorum Yapın!

Gerekli tüm alanları lütfen doldurunuz. *