BAYKUŞ SESİ VAR

Misafirler develerinin ipinden tutup Hacı Ağa’nın uşaklarıyla beraber uzaklaşırken dedem Gedro, Hacı Ağa’ya dönerek, “Hacı Ağa, bu ziyaret hiç hayra alamet değil! Allah köyümüzü belalardan esirgesin. Ancak ortada bir hıyanet varsa bu da açığa çıksın! Hiçbir mazlumun âhı kalmasın!” demişti. Hacı Ağa hiddetli bir şekilde konağından içeri girerek dedemi avluda yalnız bırakmıştı. Dedem Gedro, bir yandan köyde konaklayacakları açık alan için uzaklaşan misafirlere bakıyor bir yandan da Hacı Ağa’nın arkasından konağın kapısına doğru bakıyordu. Bir şeylerin olacağını sezmişti. Köye gelenler, vakt-i zamanında köyden kaybolmuş Çoban Zeyni’nin kız kaçırma meselesinin açıklığa kavuşmasında kilit adam olduğunu düşünüyorlardı. Misafirler onlara gösterilen boş alana yani konaklayacakları yere doğru ilerlerken büyük dedem Gedro bir süre sağına soluna şaşkınlıkla bakmış, sonra kerpiçten evinin yolunu tutmuş.

 

...

 

Eve vardığında, henüz bebek olan ve beşiğinde uyuyan oğlu Genco’ya bakarak, “Devir yavaş yavaş değişiyor. Oğlum Genco büyüyecek, belki dünya dönmeye devam edecek. Devam edecek ama bu dünya ya dairenin dışına çıkarsa?” diye kendi kendine söylenmiş. Dedem Gedro’nun hanımı yani büyük ninem Zeliha, dedemin söylenmelerine anlam verememiş. Dedem Gedro beşiğin yanında saatlerce hiç kıpırdamadan tefekküre dalmış. Köyde yatsı ezanı okunmaya başlayınca irkilmiş. Hemen hiçbir söz söylemeden caminin yolunu tutmuş. Köyün kenarında, Hacı Ağa’nın konağının gölgesinde kalmış olan mescide adım attığında, köyde misafir olan Şahade Efendi ve yanındaki erkekleri görmüş. Hacı Ağa da oradaymış. Bütün ahali onların geldiğini işitmiş olsa gerek, normalde dolmayan camide neredeyse secde edecek yer kalmamış. Köylü onların da camiye geleceklerini tahmin etmiş olmalı ki, onlara güven vermek için namazlarını evde kılmak yerine orada cemaat hâlinde kılmayı tercih etmişler. Yatsı namazının sünnetini kılmış olan ahali farz olan rekâtlar için saf tutmuş. Namaza imamlık etmesi için dedem Gedro, Şahade Efendi’yi mihraba davet etmiş. Kamet getirilirken Şahade Efendi, “Ben bir misafirim, namazı siz kıldırın,” demesine rağmen, dedem Gedro mihrabı tekrar göstererek namazı onun kıldırmasını istemiş. Şahade Efendi cemaate imamlık etmek için mihraba geçip “Allahu Ekber” diyerek iftitah tekbirini almış. Fatiha Sûresi’nden sonra, cemaate imamlık eden Şahade Efendi namaz sûresi diye Fatır Sûresi’nin 18. ayetini yani; “Hiçbir günahkâr başka bir günahkârın yükünü yüklenmez. Günah yükü ağır olan kimse, (bir başkasını), günahını yüklenmeye çağırırsa, ondan hiçbir şey yüklenilmez, çağırdığı kimse yakını da olsa. Sen ancak, görmedikleri halde Rablerinden için için korkanları ve namaz kılanları uyarırsın. Kim arınırsa ancak kendisi için arınmış olur. Dönüş ancak Allah’adır,” ayetini müthiş kıraatiyle okumuş. Cemaat imamla beraber rükûya eğilip sonra secde etmiş. Cemaat tekrar kıyama geçtiğinde Şahade Efendi Fatiha Sûresi’nden sonra bu sefer de Şûra Sûresi’nin 34. ayetini yani; “Başınıza her ne musibet gelirse kendi yaptıklarınız yüzündendir. O, yine de çoğunu affeder,” ayetini okumuş. Tam rükûya eğilip secdeye varılacakken, Hacı Ağa yere yığılmış. Hacı Ağa’nın etrafında namaz kılanlar namazlarını bozup onun yere yığılmış bedenini hemen caminin dışına çıkarmışlar. Şahade Efendi namazı bitirdikten sonra cami ahalisiyle beraber hemen dışarı çıkıp hâlâ kesik ve derin bir şekilde nefes alan Hacı Ağa ile göz göze gelmiş. Hacı Ağa’nın kötü durumundan ötürü tedirgin olup bağrışan köy ahalisini susturup can çekişen ağaya dönerek: “Her şeyi biliyoruz. Şu hâlin, Nemrut’un Hz. İbrahim’i yakmak için hazırlattığı odunların kıvılcımını üfleyen kumkertiş kertelenine benziyor. Daha evvel kuyruğunu kestik fakat o pis kuyruklu yalanlarından tekrar türedin. Allah’ın ayetleri tüm münafıkları yıkmaya yeter!”

 

 

            Köy ahalisi korkunç bir şaşkınlık içinde henüz tanımadıkları bu adamın şecaatine anlam verememişler. Hacı Ağa’nın yere yığılmış bedeninin hâlâ sonuna kadar açık olan gözleri, ağzından çıkan “Çoooo… Çooobaan…” kelimeleriyle kapanmış. Dedem Gedro ona hiç dokunmuyor, Şahade Efendi onun kaskatı kesilmiş sûretine bakıyormuş. Ahali tekrar bağrışmaya başlamış. Dedem Gedro, ahaliyi sakinleştirmeye çalışırken “Bu iş bildiğiniz gibi değil! Sakın misafirlere dokunmayın! Sakın kimseye zarar vermeyin! Allah Hacı Ağa’nın taksiratını affetsin! Cenazeyi şimdilik konağına götürün!” diye bağırmış. Konağın önüne dizilmiş uşaklar ağlamaya ve bağrışmaya başlayınca, Hacı Ağa’nın eşlerinden biri konaktan dışarıya hızla koşarak onun cesedine yaklaşıp ellerini tutmuş ve “Bu, senin ellerinin önceden yaptığının karşılığıdır. Yoksa Allah kullarına zulmetmez!” diye bağırmış.

 

                                                                                   …

 

            Yazlıbecer Köyü’nde tam bunlar olurken daha evvel bu köyde bir süre kalmış ve köyden ayrılmazdan evvel büyük dedem Gedro’yu ziyaret ederek, ertesi gece köyden sessizce ayrılıp Mumbuç’a döneceğini söylemiş olan Gassal Mavaş’a, “Hani kimin gassallığını yapacaksın? Rüyanı gördün mü?” diye sormuş olan dedem Gedro, Gassal Mavaş’tan şu cevabı almıştı: “Evet, rüyamı nihayet gördüm. Bir sürü gördüm. İnsan sürüsü. Sürünün başında da bir çoban. O çoban bendim. Sürü bana ‘git artık!’ diye bağırıyordu. ‘Biz yolumuzu sayende bulduk. Ölümü hatırladık. Sen sürüyü terk edenin, ölümden kaçmaya çalışanın peşi sıra git!’ diye bağırıyorlardı. Bu rüyanın nihayet beklediğim rüya olduğuna kanaat getirdim. Sürüyü terk edeni de bana gösterdiler. Şimdi onun peşinden gideceğim. Ben Azrail değilim. Ancak şimdiki vazifem onun peşinden gitmek. Bir sonraki rüyamı görene kadar onun peşinde olacağım,” demişti. Gassal Mavaş, Hacı Ağa öldüğü sırada, Şahade Efendi’nin amcasının oğlunun taziyesi için Ayıntâb’da bulunuyordu. Bu sırada Gassal Mavaş orada yatsı namazı sonrası, bir gün evvel görmüş olduğu rüyayı etrafındakilere anlatıyormuş. Gassal Mavaş etrafına toplanmış kişilere dönerek: “Daha evvel görmüş olduğum bir rüyada bana Yazlıbecer köyünde yani muhtemelen Şahade Efendi’nin ve yol arkadaşlarının şu anda bulunduğu köyde birinin öleceğini ve o öldüğünde gassallığını benim yapmam gerektiği söylenmişti. Hangi mevtanın gassallığını yapacağım bildirilmemişti. Bir süre orada yaşadıktan sonra başka bir rüyada bir sebepten ötürü oradan ayrılmam gerektiği bana bildirilmişti. O günden beri ölenler oldu ancak bana yeni bir rüyada o köyde henüz hangi mevtanın gassallığını yapacağım söylenmediği için bekliyordum. Ancak dün çok değişik bir rüya gördüm. Rüyamda Hz. Süleyman ve karısı bir hanede oturuyorlar. Süleyman Peygamber’in karısı yeni doğum yapmış. Hz. Süleyman’a karısı dönüp ‘Emret de bütün kuşlar gelip tüylerini döksünler, çocuğa yatak yapacağım!’ diyor. Hz. Süleyman bütün kuşlara emrediyor. Bu emri yerine getirmek için ilk uçup gelen kuş inanılmaz güzellikte tüyleri ve gözleri olan bir kuş. Kuşa adını soruyorlar. Kuş; ‘Benim adım Yarasa!’ diyor. Ama bizim bildiğimiz yarasaya hiç benzemiyor. Hz. Süleyman yarasaya dönüp ‘O güzel tüylerini çocuğumuz için dökmek istiyor musun?’ diye soruyor. Yarasa, ‘Tüylerim sizlere feda olsun ancak benim de yavrularım var. Yuvama dönüp yavrum beni tüysüz görürse, oturur ağlar. Ağlarsa ben ne yapacağım?’ diyor. Hz. Süleyman ona dönüp ‘O zaman sûretini süsleyen o güzel gözlerini de ver çocuğumuzun gönlüne koyalım, ırakları hissetsin. Hem gözlerini de verirsen yavrularının gözyaşlarını görmezsin,’ diyor. Yarasa ona dönüp ‘O zaman feda olsun ama yavrularımın da gözlerini ve tüylerini al ki neslim bana benzesin!’ diyor. Hz. Süleyman, ‘Tamam o zaman! İstediğin olsun!’ deyince o güzelim kuş hem gözlerini teslim edip hem de o muazzam güzellikte olan tüylerini döküp uçmaya çalışırken Hz. Süleyman, ‘Sana sesini ve sözünü bıraktık, bunlar sana yol gösterecek! Ancak diğer kuşlar sizi tüysüz ve kör gördüğünde utanmayasınız diye sizleri karanlıkta uçuracağız,’ diyor. Yarasa yuvasına tekrar dönüp onu bekleyen yavrularını da aldıktan sonra karanlık bir mağaraya giriyor ve yavrularına, ‘Bizler artık kör ve elbisesiziz. Gözlerimizi ve tüylerimizi Süleyman Peygamber’in çocuğu için feda ettik. Artık bizlere sesimiz ve sözümüz yol gösterecek! Ve utanmayasınız! Tüysüz olduğumuzu karanlıkta uçacağımız için hiçbir kuş göremeyecek!’diyor. Sonra tüm bunlara şahitlik ederken Hz. Süleyman bana dönüp ‘Gözünü dört aç, giyin kuşan ve yola koyul! Sesin ve sözün sana yol gösterecek!’ diyor. Birden ürpererek uyandım.” Gassal Mavaş bu esrarengiz rüyasını anlatınca etrafındakiler şaşkınlıkla birbirlerine ve ona bakmışlar. Gassal Mavaş bu garip rüyayı şöyle tabir etmiş: “Artık tekrar yola revan olmam gerekiyor. Bu yolda, kalb gözü gören, utanan ve takva elbisesi olan biriyle karşılaşacağım ve o kişi beni gassallığını yapacağım kişiye götürecek!”

 

 

            Tüm kuşlar Hz. Süleyman’ın emri üzere, tüylerini feda etmek için onun hanesine doğru uçmaya çalışırken o zamanlar fevkalade tüyleri ve ihtişamlı gözleri olan yarasa, yolda baykuşla karşılaşmış. Baykuşa dönerek “Dünyada iyi mi çok, kötü mü?” diye sormuş. Baykuş, yarasaya dönerek, “İyi de çok, kötü de çok!” demiş. Baykuşun kanat sesleri onun cevherinden alınmış ve ona iki çeşit ötüş verilmiş. Biri hayra, diğeri şerre alâmetmiş. Bakalım baykuş nasıl ötecekmiş?   

           

 

Eser Sahibi:
1 Yorum Bulunmaktadır.
  1. Ali
    Bunların gerçeklik payı varmı ve varsa kaynağı nedir

Yorum Yapın!

Gerekli tüm alanları lütfen doldurunuz. *