KÂBUSLAR DA ŞAHLANIR

Gassal Mavaş’tan selam getiren, Ayıntâb’daki yas yerinden dönerken Yazlıbecer köyüne uğrayıp Hacı Ağa’nın konağında misafir olan 12 kişilik kervan, onlar için kesilmiş koyunun etinden yapılmış yemeği yedikten sonra, ikram edilen çayları yudumlamaya başlamışlar. Başı öne eğik olan ve ağzı burnu sarılı olan kişinin bir kadın olduğunu beyan eden Şahade Efendi, onun kendisinin kız kardeşi ve ölen akrabasının üçüncü karısı olduğunu söylemişti. Zamanında kaçırıldığını ve onu kaçıranların hemen hepsini bir şekilde cezalandırdıklarını da anlatmıştı. Ancak, “Biri hariç,” diye de eklemişti. Ziyaret boyunca Hacı Ağa’nın tedirginliği ve sıkıntılı hâli de gözlerden kaçmamıştı.

 

Yemekler yendikten sonra ikram edilen çaylar yudumlanırken Şahade Efendi, “Hacı Ağa, mazur görürseniz size bir şey soracağım. Burada bir Çoban yaşıyormuş adı Zeyni. Onunla buluşabilir miyiz?” demiş. Hacı Ağa, iyice işkillenerek, “Şahade Efendi, Çoban Zeyni köyümüzden ayrıldı. Şu anda nerede olduğunu bilmiyoruz. Siz nereden tanıyorsunuz Zeyni’yi?” demiş. Şahade Efendi: “Çoban Zeyni’nin zamanında kız kardeşimizi kaçıran kişiler arasında olduğunu biliyoruz. Bulup da cezalandırmadığımız tek kişi. Onu cezalandırmaktan öte, ondan olayın iç yüzünü öğrenmek istiyoruz. Çünkü bizim muhit dışından olaya katılan ve izini kaybettiren tek kişi o. Hadisenin iç yüzünü kesin biliyordur. Gassal Mavaş ile bu konuları konuşurken o Çoban Zeyni’nin burada yaşadığını söyledi.” Hacı Ağa söze girerek: “Şahade Efendi, Çoban Zeyni dediğimiz gibi köyümüzden ayrıldı. Nerede olduğunu tam olarak bilmiyoruz. Bir gün çıkar gelir ancak ne zaman bilemeyiz.” Şahade Efendi, “Biz o gelene kadar burada kalmak istiyoruz. Bizi uzun zaman misafir edemezsiniz ama biz hazırlıklı geldik. Boş bir alan bulup orada konaklarız,” demiş. Hacı Ağa’nın keyfi hepten kaçmış. Ne diyeceğini bilememiş. Ağzından çıkanlar şu olmuş: “Nasıl isterseniz Şahade Efendi! Bir şeye ihtiyacınız olursa bizler buradayız.”

 

Dedem Gedro tüm olanları şaşkınlıkla izliyormuş. Çoban Zeyni’nin kız kaçırma meselesinde yalnız olamayacağını ve muhakkak onu kışkırtanların olduğunu tahmin ederek Hacı Ağa’ya doğru bakmış. Tam olaylar üzerinde düşünürken köy ahalisine daha evvel anlatmış olduğu şeyler aklına gelmiş:

 

“(...) Gördüğü dehşetengiz bir rüya sonrası devesinin ipinden tutarak yürümeye başlayan ve bir müddet sonra Çoban Zeyni’nin ardı sıra gözden kaybolan Haşim al-Kudsi, Doudyan beldesini terk ederken uzun uzun düşünmüş. Beldeden biraz uzaklaşmış ki, devesinin yönünü Çoban Zeyni’nin gittiği yolun tam tersi istikametine yani Çoban Zeyni’nin yolculuğa çıktığı Yazlıbecer Köyü’ne çevirmeye karar vermiş. ‘Nasıl ki Çoban Zeyni yolculuğa oradan başlamıştı, ben de oradan başlamalıyım, evvela onun beldesini tanımalıyım, belki bu işin arkasında başka işler vardır,’ diye düşünmüş.  Haşim al-Kudsi devesinin ipinden tutarak Doudyan beldesinden uzaklaşmazdan evvel görmüş olduğu rüyada, ona yakut bir belgeden okunanlar yarım kalmıştı. Kaf Dağı’nın aydınlattığı iyi ruhların kenti olan Câbelka’dan giren kişi, yakuttan belgede yer alan bilgileri okurken Haşim al-Kudsi birden irkilerek uyanmış ve o kişi söyleyeceklerini tamamlayamamıştı. Haşim al-Kudsi rüyası üzre kafa yorarak yarım kalan cümleleri hatırlamaya çalıştı. Rüyasına giren ulunun tamamlayamadığı cümle şuydu:  ‘Ölmeden önce ölmek, nefs devemizin iplerini ele geçirerek, sırtına heva ve heveslerimizi koyduğumuz tabutu yükleyip aklımızla onu gütmektir. İşte hepimiz bedenimizde yani bizi misafir eden yerde...’ dendiği anda uykusundan uyanmıştı. Haşim al-Kudsi’ye göre, bu noksanlıkta bir hikmet olmalıydı. Bu hikmet de evvela Çoban Zeyni’nin beldesinde aranmalıydı. Bu sebeple devesinin yönünü değiştirip Yazlıbecer Köyü’ne doğru, orada bedenini misafir etmek üzere yola koyuldu. (...)”

 

Dedemin aklına gelen bu anekdot, onu daha da işkillendirmiş. Köyde farklı hadiselerin vuku bulması için sanki her şey hazırmış gibi bir hâl oluşmuş. Hâşim al-Kudsi de gelirse mesele daha da şenlenecek, herkes kendi ahvaliyle cilveleşmeye başlayacak gibi bir hissiyat oluşmuş.  

 

...

 

Dedem Gedro, Şahade Efendi’ye dönerek, “Sizler şimdi burada Çoban Zeyni’yi bekleyeceksiniz öyle mi? O, Gassal Mavaş’ın köye saldığı ölüm korkusundan ötürü alıp başını gitti. Ne zaman döner bilinmez. Ölümden kaçılmaz ancak o kaçtığını sanıyor. Korkudan kaçıyor aslında. Ancak ölüm korkusunun onu terk ettiğini düşünmüyorum. Suçlu insanlar daha çok korkarlar mâlumunuz. Bir ihaneti ya da yalanı olmuşsa cezasını hakk doğrultusunda çeker. Bundan kaçamaz. Mademki, onu gelinceye kadar beklemek istiyorsunuz, bekleyin öyleyse! Bu sizin kararınız,” demiş. Şahade Efendi, “Evet bekleyeceğiz. Sizlere yük olmayız, endişelenmeyin lütfen. O, bu köye dönünceye kadar bekleyeceğiz. Toplumumuzun huzuru için, bir daha böyle şeylerin yaşanmaması için mevzuyu açıklığa kavuşturmamız lazım. Kız kardeşimiz çok kötü günler geçirdi. Bizler de öyle. Hem sülalemizin şerefiyle oynadılar hem de kız kardeşimizin hayatını mahvettiler. Kim yapmışsa, neden yapmışsa evleri barkları başlarına yıkılsın!” demiş hiddetle. Şahade Efendi bunu der demez, Hacı Ağa’nın kapkatı kesilmiş sûretine sanki bütün kanlar öç almak için toplanmış. Bu dedemin gözünden kaçmamış.

 

...

 

Ortamın gerginliğinden, çaylar bile artık içilemez olmuş. Başı öne eğik, ağzı burnu sarılı kadın, çayını karıştırdıktan sonra hiç dokunmamış, içmemiş. Yemekten de zaten bir parça yiyebilmiş. Bir ara kafasını hafifçe kaldırıp Hacı Ağa’ya doğru bakmış. Hacı Ağa’nın endişeli bakışlarını yakalayan kadın, ta derinlerden gelen acı bakışıyla ona sanki bir şeyler anlatmaya çalışmış. Hacı Ağa tüm olanlara ya da olacağını düşündüğü hadiselere dayanamayarak oturduğu yerden öksürerek kalkmış ve bir hışımla konağının kapısından içeri girmiş. Hanesindekiler meraklanarak ne olduğunu sormuşlar. Ağzını bıçak açmamış. Sadece bir bardak su istemiş. Suyunu içtikten bir müddet sonra elini yüzünü yıkamış. Sonra misafirler işkillenmesinler diye tekrar avluya çıkmış. Hacı Ağa içerideyken Şahade Efendi dedeme dönerek, konak hakkında bazı sorular sormuş. Hacı Ağa’nın zenginliğinin nereden geldiğini de sormuş. Dedem üslubunca cevaplar vermiş. Tüm bunlar olurken dedemin zihnini hâlâ birdenbire aklına giren Haşim al-Kudsi meşgul ediyormuş.

 

...

 

Hacı Ağa hiç konuşmuyor, misafirler arada bir kendi aralarında ve dedemle konuşuyorlarmış. Şahade Efendi, Hacı Ağa’ya dönerek, “Hacı Ağa, bahsettiğimiz gibi bizler Çoban Zeyni bu köye dönene kadar burada kalacağız. Yanımızda konaklamak için getirdiğimiz edavatlar var. Sıkıntı olmaz. Lakin bize uygun boş bir arazi gösterirseniz, develerimizle oraya gidip konaklamak isteriz,” demiş. Hacı Ağa, “Şahade Efendi birkaç gün daha burada konaklayabilirsiniz. Sıkıntı olmaz. Başımızın üstünde yeriniz var. Ancak yok biz burada rahat etmeyiz derseniz, şu ileride bir arazimiz var. Küçük bir dere de var, ağaçlar da. Orada rahatlıkla konaklayabilirsiniz,” demiş. Şahade Efendi, “Allah sizden razı olsun Hacı Ağa. Biz size yük olmayalım. O dediğiniz boş arazide konaklarız. Bir şeye ihtiyacımız olursa size haber ederiz,” demiş. Hacı Ağa, “Nasıl isterseniz. Bizler buradayız. Bir şeye ihtiyacınız olursa her zaman kapımızı çalabilirsiniz,” demiş. Şahade Efendi bardağının dibinde kalan soğumuş son çay damlasını da yudumladıktan sonra, “Ya Allah! Müsaadenizle!” diyerek yanındakilerle ayaklanmış. Hacı Ağa uşaklarına dönerek, “Misafirlerimize, derenin kenarındaki boş araziye kadar refakat edin! Oraya yerleşmelerine yardım edin!” diye emir vermiş. Ağzı yüzü sarılı kadın develere doğru giderken diğer misafirlerin hepsi hem dedemle hem de Hacı Ağa ile tokalaşarak helalleşmişler. Yakında tekrar görüşmek üzere, konaktan yavaş yavaş ayrılmışlar.

 

...

 

Misafirler develerinin ipinden tutup Hacı Ağa’nın uşaklarıyla beraber uzaklaşırken Dedem Gedro, Hacı Ağa’ya dönerek, “Hacı Ağa, bu ziyaret hiç hayra alamet değil! Allah köyümüzü belalardan esirgesin. Ancak ortada bir hıyanet varsa bu da açığa çıksın! Hiçbir mazlumun âhı kalmasın!” demiş. Hacı Ağa’nın ağzını bıçak açmıyormuş. Hiddetli bir şekilde konağından içeri girerek dedemi avluda yalnız bırakmış. Dedem Gedro bir yandan uzaklaşan misafirlere bakıyor bir yandan da Hacı Ağa’nın arkasından konağın kapısına doğru bakıyormuş. Sezmiş ki bir şeyler olacak... Haşim al-Kudsi gelecek... Çoban Zeyni’den haber getirecek... Eksik kalan rüyasını anlamaya çalışacak... Yolculuk içindeki yolcuklarda sadece rüyalar değil kâbuslar da şahlanacak...

Eser Sahibi:
0 Yorum Bulunmaktadır.

Yorum Yapın!

Gerekli tüm alanları lütfen doldurunuz. *