SAĞDAN SOLA GİZLENENLER

Tam on iki deveyle Ayıntâb’daki yas yerinden dönerken Yazlıbecer Köyü’ne uğrayan misafirler Hacı Ağa’nın konağında çaylarını yudumluyor, bir yandan da sohbet ediyorlardı. Bu beklenmedik ziyaret, hem büyük dedem Gedro’yu hem de Hacı Ağa’yı heyecanlandırmış ve aynı zamanda şaşırtmıştı. Şahade Efendi, Hacı Ağa, dedem ve köy hakkında epey bir malumata sahipmiş gibi görünüyordu. Çoban Zeyni’yi tanıyor ve Gassal Mavaş’ın da selamını getirmişti. Gelenler arasında dedem Gedro’nun dikkatini çektiği biri vardı. Gelen on iki kişi arasında ağzı yüzü örtülü ve başı öne eğik olan, çayını sağdan sola doğru karıştıran kişi, dedem Gedro’nun dikkatini çekmişti. Şahade Efendi sürekli Hacı Ağa ile konuşuyor ve sanki diğerleriyle sohbet etmesini engelliyordu. Derken bazı durumlardan işkillenen dedem Gedro, “Şahade Efendi, tekrar başınız sağ olsun. Amcanızın oğlunun ölümüne üzüldük. Allah rahmet eylesin. Demek hepiniz, Halep’ten Ayıntâb’a geçtiniz ve taziyeye katıldınız. Bu kardeşlerimiz de mi akrabalarınız?” diye sormuş. Şahade Efendi biraz tedirgin olmuşçasına sağında oturan yoldaşlarına doğru bakmış ve “Evet, Gedro Efendi. Onlar da akrabalarım. Aynı sülaledeniz. Hep beraber amca oğlum Muhammed Suphi’nin taziyesine katıldık. Dediğim gibi ‘Halep’e dönerken Yazlıbecer köyünden geçin,’ diyen Gassal Mavaş’ın sözünü dinleyerek, sizlere onun selamını getirdik,” demiş. Dedem Gedro bu ziyaretin arkasında hâlâ başka bir nedenin var olduğuna inanıyor ve Hacı Ağa’ya dönüp “Hacı Ağa, sen de bir zamanlar bir süreliğine Halep’te yaşamıştın. Bu misafirlerimizin ailesini, şeceresini tanımıyor musun?” diye sormuş. Hacı Ağa, “Sormak lazım, kimlerdenler. Hangi ailedenler, kabiledenler,” diye cevaplamış. Şahade Efendi çayından bir yudum daha aldıktan sonra hafif sesini yükselterek, “Bizler Madalha Ailesi’ne mensubuz. Atalarımız bu topraklardan Halep’e göç etmiş. Büyük bir kavga sonucu, Halep’e göç etmeye karar vermişler. Uzun zamandır oradayız. Bu tarafta kalmış akrabalarımız da yıllar sonra oradan bu tarafa göç etmiş akrabalarımız da çoktur. O yüzden taziye için Ayıntâb’a gelmek zorunda kaldık. Buradaki akrabalarımız da sık sık Halep’e gelirler,” demiş. Madalha Ailesi’nden olduklarını işiten Hacı Ağa’nın gözleri ayrılmış, öksürmeye ve yüzü kızarmaya başlamış. Herkes Hacı Ağa’ya doğru bakmış. Dedem Gedro, “Hayırdır Hacı Ağa, iyi misin? Al şu suyu iç,” demiş. Birdenbire öksürmeye, kızarmaya başlayan Hacı Ağa’yı tanıyan dedem Gedro iyice kuşkulanmaya başlamış. Tekrardan, başı öne eğik ve ağzı yüzü sarılı olan kişiye doğru bakmış. Köyde öğle ezanı okunmaya başlamış. Dedemin ona doğru baktığını fark eden Şahade Efendi; “Müsadenizle abdest alıp namazımızı kılalım. Biz seferdeyiz. Öğle namazımızı bir eda edelim. Sonra sohbetimize devam ederiz,” demiş. Öksürüğü yeni kesilmiş olan Hacı Ağa nutku tutulmuşçasına dedem Gedro’ya bakarak, ona söze girmesini isteyen bakışlar atmış.  Dedem Gedro, “Buyurun efendiler, abdestlerinizi şurada alabilirsiniz. Çocuklar sizlere ibriklerle su getirecektir,” demiş. Şahade Efendi ve yanındakiler kalkıp abdestlerini almışlar. Onlar abdest alırken dedem Gedro Hacı Ağa’ya dönüp “Ne oldu Hacı Ağa? Hayırdır? Neyin var?” diye sormuş. Hacı Ağa, “Bunlar tahmin ettiğim hadise için buraya geldilerse vay başıma!” diye cevaplamış. Dedem Gedro, “Ne hadisesi? Hayırdır? Kim bunlar?” diye sormuş. Hacı Ağa, “Hele bir abdestlerini alsınlar. Sonra konuşuruz. Allah bana yardım eder inşallah!” demiş. Dedem Gedro tüm olanları şaşkınlıkla izliyormuş. Misafirler abdestlerini almışlar. Dedem Gedro’nun gözü, uzakta abdest almadan ayakta bekleyen ağzı yüzü kapalı olan kişideymiş. O kişinin elindeki su dolu ibrikle biraz daha uzağa giderek beklemesi, dedemin gözünden kaçmamış. Uzakta ve arkası dönük olduğundan, dedem onun kim olduğunu bir türlü anlayamamış. Misafirler abdestlerini aldıktan sonra o kişi hariç hepsi saf tutup seferi olduklarından namazlarını ayrı kılmışlar. Ağzı, burnu kapalı olan kişi uzakta develerin orada beklemiş. Diğer misafirlerin namazlarını bitirmesini bekler bir hâli varmış. Dedem Gedro ve Hacı Ağa da namazlarını kıldıktan sonra, Hacı Ağa’nın konağının avlusuna serilmiş savanın üzerine tüm misafirlerle tekrar oturmuşlar. O kişi de gelip bir köşeye oturmuş. Dedem arada bir yine ona bakıyormuş. Hacı Ağa hâlâ tedirginmiş. Şahade Efendi, “Allah namazlarımızı, dualarımızı kabul buyursun. Bizleri bugünümüzden arda koymasın,” demiş. Avluda oturanlar, “Amin!” diyerek onaylamış. Çaylar tazelenmiş. Bir yandan da yemek hazır olmak üzereymiş. Hacı Ağa ev ahalisine seslenip “Artık getirin şu yemeği. Misafirlerimiz yoldan gelmişler. Acele edin!” diye bağırmış. Sofra kurulmaya başlanırken Hacı Ağa dedem Gedro’ya göz işareti yaparak konağın içine doğru çağırmış. Evvela Hacı Ağa sonra da dedem Gedro konağa girmişler. Hacı Ağa heyecanla dedeme yönelerek, “Gedro Efendi, senin bilmediğin şeyler var. Ben Halep’teyken Madalha ailesiyle bir sıkıntı yaşamıştım. Sonra ayrıntılı anlatırım. Ailenin ismini duyunca irkilmem ondandı. Şimdi tekrar sofraya dönelim ancak bunu şimdilik böyle bilesin!” demiş. Dedem Gedro, “Tahmin etmiştim ve başı öne eğik, ağzı burnu sarılı kişi beni işkillendiriyor,” diye cevap vermiş. Hacı Ağa onu hiç fark etmemiş olacak ki “Hangisi o? Fark etmedim. Niye ki?” demiş. Dedem Gedro, “Bilemem. Geldiklerinden beri en tuhaf olanı o. Nasıl fark etmezsin!” demiş. Hacı Ağa iyice korkmaya başlamış. Hacı Ağa’nın bildiklerini ve neden dolayı korktuğunu dedem henüz bilmediğinden, “Hele gel yemeğimizi yiyelim. Allah büyük!” demiş. Tekrar sofraya oturduklarında, misafirler için kesilen koyunun etinden yapılmış yemeklerin kokusu avluyu sarmış. Misafirler memnun ve müteşekkir bir şekilde yemeğe koyulmuşlar. Dedem Gedro, “Buyurun. Afiyet olsun. Hoş geldiniz, sefalar getirdiniz! Bizleri ne mutlu ettiniz!” demiş. Yemekler, köy ekmeğiyle yenmeye başlanmış. Şahade Efendi, “Allah sizlerden razı olsun. Gassal Mavaş’ın dediği kadar varmış. Misafir ettiğiniz için müteşekkiriz,” demiş. Ağzı burnu sarılı olan ve başı öne eğik olan kişi, burnunun üzerine kadar olan örtüyü çenesinin altına indirerek ve biraz daha eğilerek yemeğe başlamış. Dedem arada sırada ona bakıyormuş. Hacı Ağa da artık fark ettiğinden o da arada sırada ona doğru bakıyormuş. Dedem Gedro ellerine dikkat edince, bu ellerin bir erkek eli değil, kadın eli olabileceğini fark etmiş. İyice işkillenmeye başlamış. Hacı Ağa’ya doğru hafifçe bakmış. Hacı Ağa da bu bakışı fark etmiş olacak ki, elleri titreyerek yemek yemeğe devam ediyormuş. Mesele hâlâ gizemini koruyormuş. Ortada gizlenen bir hadise olduğu malum olmasına rağmen, meselenin ne olduğunu anlayabilmek oldukça zormuş.

 

...

 

Yemekler yenmiş, sofra toplanmış. Misafirlere mırra ikram edilmiş. Misafirler arasında mırra içmek istemeyen, yemekten sonra çenesinin altından burnunun üstüne doğru örtüsünü kaldıran kişi hâlâ başı öne eğik otururken dedem Gedro, Şahade Efendi’ye dönerek, “Efendim, Halep’te ne var ne yok? Ne işle meşgulsünüz?” diye sormuş. Şahade Efendi, “Biz büyük bir aileyiz. Topraklarımız, hayvanlarımız var. Topraklarımızı işliyoruz. Mahsülümüzü Ayıntâb’daki akrabalarımız aracılığıyla bu bölgelerde de satıyoruz. Birbirimize çok bağlıyızdır. Lâkin, yıllar evvel başımıza bir iş geldi. Ailemizden bir kızımızı kaçırdılar. Malımızı mülkümüzü onu tekrar bulmak için harcadık. Sonunda bulduk ancak elden ele satılmış. Halep’te onu kaçıranları cezalandırdık. Ancak bu kızımızı orada tutamazdık ve onu Ayıntâb’ta geçenlerde vefat etmiş olan amcamın oğlu Muhammed Suphi’yle evlendirmiştik. Onun üçüncü karısıydı. Muhammed Suphi de vefat edince şimdi tekrardan Halep’e götürüyoruz. Orada kalmasına gönlümüz razı olmadı,” demiş. Dedem Gedro şaşkın, Hacı Ağa da hem korku dolu hem de tedirgin bakışlarıyla dinliyormuş. Şahade Efendi, “Sizden gizleyecek bir şeyimiz yok. O kızımız şu köşede başı öne eğik oturan kişi,” der demez dedem Gedro’nun kafası iyice karışmış. Hacı Ağa yine tedirgin ve ta ciğerinden gelen bir öksürmeyle kıpkırmızı kesilmiş. Dedem Gedro, olayı kafasında çözmeye çalışıyor ancak bir türlü bağlantıyı tam olarak kuramıyormuş. Şahade Efendi şöyle devam etmiş, “İşte bu kızımızın kaderi de böyleymiş, ne yapalım! Onu kaçırıp alı koyanların, ona eziyet edenlerin biri hariç hepsini bulup cezalandırdık. İşte o bulamadığımız birine de çok yakın olduğumuzu hissediyorum,” diyerek korkudan kapkatı kesilmiş Hacı Ağa’nın suretine doğru bakmış. O sırada geldiklerinden beri başı öne eğik olan kişi, kafasını hafifçe kaldırarak Hacı Ağa’ya doğru bakmış. Dedem Gedro olanlara anlam vermeye çalışıyor olsa da kafası iyice karışmış. Sohbeti dağıtmak istercesine konaktaki ahaliye dönerek, “Çay ikram edin!” diye bağırmış.  

 

...

 

Çayın sağdan sola karıştırılması; yaşamın sağında, solunda, önünde ve arkasında gizli tüm şeytanlıkları ifşa edebilir miydi? Hacı Ağa kimdi? Köye gelen misafirler daha neler anlatacaktı? Bu köy daha neler görecekti? Her şey olacağına varmıyordu, her şey varacağı minvale doğru oluyordu... Yolculuk bir noktaydı, onu iç kemiren kavgalar çoğalttı... ∎

 

Eser Sahibi:
0 Yorum Bulunmaktadır.

Yorum Yapın!

Gerekli tüm alanları lütfen doldurunuz. *