UYKUNUN YÜKÜ

“Bil ki senin kendin de bir hayâl; idrâk ettiğin her bir şey ve ‘bu ben değilim’ dediğin her bir nesne de bir hayâldir. Şu hâlde bütün varlık âlemi de hayâl içinde hayâldir.”

 

Muhyiddin İbn Arabî

 

“Kötü cevherli bir demire hiçbir zımpara işlemez.”

                                             

Esterâbâdî

 

Çoban Zeyni’yi, Doudyan’da misafir eden Haşim al-Kudsi, gördüğü dehşetengiz bir rüya sonrası devesinin ipinden tutarak yürümeye başlamış ve bir müddet sonra Çoban Zeyni’nin ardı sıra gözden kaybolurken uzun uzun düşünmüştü. Beldeden biraz uzaklaşmıştı ki devesinin yönünü Çoban Zeyni’nin gittiği yolun tam tersi istikametine yani Çoban Zeyni’nin yolculuğa çıktığı Yazlıbecer Köyü’ne çevirmeye karar vermişti. “Nasıl ki Çoban Zeyni yolculuğa oradan başlamıştı, ben de oradan başlamalıyım, evvela onun beldesini tanımalıyım, belki bu işin arkasında başka işler vardır,” diye düşünmüştü. Haşim al-Kudsi, devesinin ipinden tutarak Doudyan beldesinden uzaklaşmazdan evvel görmüş olduğu rüyada, ona yakut bir belgeden okunanlar yarım kalmıştı. Kaf Dağı’nın aydınlattığı iyi ruhların kenti olan Câbelka’dan giren kişi yakuttan belgede yer alan bilgileri okurken Haşim al-Kudsi birden irkilerek uyanmış ve o kişi söyleyeceklerini tamamlayamamıştı. Haşim al-Kudsi, rüyası üzere kafa yorarak yarım kalan cümleleri hatırlamaya çalışmıştı. Rüyasına giren ulunun tamamlayamadığı cümle şuydu: “Ölmeden önce ölmek, nefs devemizin iplerini ele geçirerek, sırtına heva ve heveslerimizi koyduğumuz tabutu yükleyip aklımızla onu gütmektir. İşte hepimiz bedenimizde yani bizi misafir eden yerde...” dendiği anda uykusundan uyanmıştı. Haşim al-Kudsi’ye göre, bu noksanlıkta bir hikmet olmalıydı. Bu hikmet de evvela Çoban Zeyni’nin beldesinde aranmalıydı. Bu sebeple devesinin yönünü değiştirip Yazlıbecer Köyü’ne doğru yola koyulmuştu.

Gassal Mavaş’ın rüyasına giren Hz. Süleyman, ona, “Gözünü dört aç, giyin kuşan ve yola koyul! Sesin ve sözün sana yol gösterecek!” demişti. Gassal Mavaş da bu rüyayı, “Artık tekrar yola revan olmam gerekiyor. Bu yolda; kalp gözü gören, utanan ve takva elbisesi olan biriyle karşılaşacağım ve o kişi beni, gassallığını yapacağım kişiye götürecek!” diye tabir etmişti.

Gassal Mavaş böylece gördüğü yeni rüyaya binaen Ayıntab’daki taziye evinden ayrılıp Yazlıbecer’e doğru yola koyulmak için gerekli hazırlıkları yaptı. Devesini hazırladı, yolculuk için gerekli azığını yanına aldı. Tam bu sırada Yazlıbecer’de köyün en zengin kişisinin, yani Hacı Ağa’nın beklenmedik ölümünün şaşkınlığı tüm köyü sarmıştı. Gassal Mavaş’ın Hacı Ağa’nın ölümünden haberi yoktu. Hacı Ağa can verirken gördüğü rüyayı çevresindekilere anlatmakla meşguldü.

Köye gelen misafirlerin Hacı Ağa’nın namaz esnasındaki ölümüne şahit olmaları ve köylülerin de Hacı Ağa can verirken Şahade Efendi’nin, “Her şeyi biliyoruz. Şu hâlin, Nemrut’un Hz. İbrahim’i yakmak için hazırlattığı odunların kıvılcımını üfleyen kumkertiş kertelenine benziyor. Daha evvel kuyruğunu kestik fakat o pis kuyruklu yalanlarından tekrar türedin. Allah’ın ayetleri tüm münafıkları yıkmaya yeter!” demesi kafalarını iyice karıştırmıştı. Köy ahalisi korkunç bir şaşkınlık içinde henüz tanımadıkları bu adamın şecaatine anlam verememişlerdi. Hacı Ağa’nın yere yığılmış bedeninin hâlâ sonuna kadar açık olan gözleri, ağzından çıkan “Çoooo… Çooobaan…” kelimeleriyle kapanmıştı. Dedem Gedro ona hiç dokunmuyor, Şahade Efendi onun kaskatı kesilmiş sûretine bakakalmıştı. Ahali tekrar bağrışmaya başlamıştı. Dedem Gedro, ahaliyi sakinleştirmeye çalışırken, “Bu iş bildiğiniz gibi değil! Sakın misafirlere dokunmayın! Sakın kimseye zarar vermeyin! Allah Hacı Ağa’nın taksiratını affetsin! Cenazeyi şimdilik konağına götürün!” diye bağırmıştı. Konağın önüne dizilmiş uşaklar ağlamaya ve bağrışmaya başlayınca, Hacı Ağa’nın eşlerinden biri konaktan dışarıya doğru hızla koşarak onun cesedine yaklaşıp ellerini tutmuş ve “Bu, senin ellerinin önceden yaptığının karşılığıdır. Yoksa Allah kullarına zulmetmez!” diye bağırmıştı.

Hacı Ağa’nın bu şekilde öldüğü haberi bir anda tüm bölgeye dilden dile yayılmıştı. Ayıntâb ile Halep arasında ne kadar belde varsa birkaç gün içinde ölüm olayını işitmişti. Bölgenin tanınan, bilinen zengin bir adamının böyle esrarengiz bir şekilde ölmesi, hikâyenin kendiliğinden efsaneleşmesi için yeter bir sebepti. Kimine göre Hacı Ağa, köylerine gelen misafirlerin eski bir düşmanıydı, kimine göre kız kardeşlerini çok evvelden iğfal etmişti ve korkudan ölmüştü, kimine göreyse alacak verecek meselesiydi. Efsaneleşen ölüm, tüm bölgeye bu sefer yeni bir meşgale yüklemişti.

Doudyan beldesinden Yazlıbecer Köyü’nün aksi istikametine doğru yol alırken birden Yazlıbecer’e doğru gitmeye karar veren Haşim al-Kudsi, bir süre türlü düşüncelerle yol aldıktan sonra, yol üstünde olan Turfan Köyü’nde bir süre dinlenmeye karar verdi. Köyün girişindeki evin gölgesinde; iri yarı, saçlarına ak düşmüş biri oturuyordu. Bu kişi, köye devesiyle yaklaşan birini görünce ayağa kalktı ve onu beklemeye başladı. Haşim al-Kudsi, ona doğru yaklaşınca selam verip devesinden indi. İri yarı, saçlarına ak düşmüş, sûretini bilge çizgiler kaplamış adam ona, “Hoş geldiniz, sefalar getirdiniz. İsmim Muktim, köyün eski çobanıyım. Yoldan geliyorsunuz, size yemek hazırlatayım,” demiş. Haşim al-Kudsi, “İsmim Haşim. Doudyan beldesindenim. Yazlıbecer Köyü’ne gidiyorum. Nasipse en geç sabah vakti oraya varmak istiyorum. Ekmeğiniz varsa yerim, suyunuz varsa içerim,” demiş. Muktim, hemen Haşim al-Kudsi’yi içeriye davet etmiş. Bir odaya geçip oturmuşlar. Hane halkı gelen misafiri fark etmiş. Muktim, seslenip su getirmelerini istemiş. Suyu genç bir kız getirip ikram etmiş. Yemek hazırlamalarını da söylemiş. Haşim al-Kudsi suyunu içtikten sonra Muktim,  “Hayırdır, siz de mi Yazlıbecer’deki yas yerine gidiyorsunuz?” diye sormuş. Haşim al-Kudsi şaşırmış, “Hayırdır? Kim vefat etti acaba? Benim haberim yoktur,” demiş. Muktim, “Hacı Ağa öldü. Haberi yeni geldi. Bu bölgenin en zenginlerindendi. Bıyığıyla gururlanır, ölümlü olan vücuduyla büyüklük taslardı. Allah günahlarını affetsin,” demiş. Haşim al-Kudsi, “Allah taksiratını bağışlasın. İsmini işitmiştim. Vardığımda yas yerine uğrarım. Siz deve çobanı mıydınız? Yoksa koyun kuzu mu yayardınız?” diye sormuş. Muktim, “Ben deve çobanıydım,” diye cevap vermiş. Haşim al-Kudsi, “Eyvallah, biz kuzu ve koyun çobanlarının şahitliklerine veya sözlerine güvenmeyiz. Lakin deve çobanlarının her sözüne ve her şahitliğine güveniriz. Bu sebeple sizlere başka şeyler de sormak isterim. Hiç Zeyni adlı bir Gassal ya da Çoban işittiniz mi?” Muktim, uzun uzun düşündükten sonra böyle bir ismi hiç işitmediğini, kendisinin de çobanlık yapmış olmasından ötürü bütün çobanları tanıdığını ancak Zeyni isimli birine hiç rastlamadığını, gassallık yapan birini de tanımadığını söylemiş. Haşim al-Kudsi uzun uzun yere baktıktan sonra, “Anladım; Hacı Ağa ile nasıl tanıştınız?” diye sorunca Muktim bir iç çekip anlatmaya başlamış: “Efendim ben yaklaşık on yıl evvel Hacı Ağa’nın, Mumbuç’tan getirttiği bir deve sürüsünün çobanlığını yaptım. Deve sürüsünü yayarken dişi develerden biri yavruladı. Ne yapıp edip yorgun düşen dişi devenin yanından yavrusunu çekip uzak bir yere bıraktım. Bunu yaptıktan sonra diğer develer hareketlendi ve onları zapt edemedim. Gün boyu ne ettimse olmadı. Sürüyü ve yeni doğan yavruyu köye geri götüremeyeceğimi düşündüğümden, o gece sürüyle beraber orada kaldım. Güneş battıktan ve hava karardıktan sonra develerin sakinleşerek çöküp oturacaklarını ve ertesi gün bir şekilde bu sorunu halledeceğimi düşündüm. Gece oldu ve develer çöküp uyudular. Zifiri karanlıkta yavru deveyi bıraktığım yere yöneldim. Amacım yeni doğan yavruya biraz göz kulak olup beslemekti. Ancak oraya vardığımda Hacı Ağa’nın deve yavrusunu bıçağıyla boğazlamaya çalıştığını gördüm. Ona yaklaştığımı görünce bana, ‘Bu yavrudan ötürü diğer develeri zapt edemezsin, o yüzden boğazlayalım,’ dedi. Ben de ona, ‘Bu develerle nasıl baş edilebileceğini ben biliyorum. Ne olur yapmayın!’ dedimse de yavru deve kan revan içinde inliyordu. Hiç acımadan bıçağını çıkarıp çoktan boğazlamıştı. Sonra da onu parçalayıp bir kayanın kuytu bir köşesine attı. Sürünün olduğu yere geri döndük. Gün doğdu, develer homurdanmaya başladı. Onları bulunduğumuz yerden biraz daha uzağa götürmek için kılı kırk yardık. Sonra götürdüğümüz yeni yerde de zapt etmekte zorlanınca bir şekilde onları köy yoluna düşürdük. Kendisi bana, ‘Sürüyü köye ulaştırabilirsek, bu olayı kimseye anlatma!’ dedi. Nihayet sürüyü binbir güçlükle köye ulaştırabildik. Sürüyü, etrafı çevrilmiş ağıla yönlendirdikten sonra kendimi tutamayıp olayı gidip köyün bilgelerinden Gedro Efendi’ye anlattım. Aynı gün köyü terk edip buraya geri döndüm,”  diye anlatmış. Haşim al-Kudsi kendini ya bir rüyada ya da bir kâbusta gibi hissetmiş. Tarifi zor bir şaşkınlığı sûretine geçirmiş bir mecnunu andırıyormuş bakışları. Haşim al-Kudsi, “Ben bu hikâyenin aynısını Zeyni’den dinledim. Gassalım dedi, çobanım dedi… İşkillenmiştim… Ancak sizin tüm bu anlattıklarınızı kendi hikâyesi gibi dillendirmişti… Bu işin içinde bir iş var…” deyip helallik isteyerek ayağa kalkmış. Muktim ondan daha şaşkın bir şekilde, “Efendim yemek yapılıyor, yoldan geldiniz. Neden hemen kalkıyorsunuz? Yanlış bir şey anlattımsa af buyurun,” demiş. Haşim al-Kudsi, “Allah razı olsun. Bana dünyadaki tüm yemeklerden daha değerli bir bilgi verdiniz. Bu dünya, hayâl içinde bir hayâl! Rüya içinde bir rüya! Kâbus içinde bir kâbus! Allah uyanmayı, hem de ölerek uyanmayı nasip etsin! Benim uyanmak için tekrardan sefere devam etmem lazım! Hakkınızı helal edin!” diyerek apar topar evden çıkıp devesiyle Yazlıbecer’e doğru yola koyulmuş. Muktim, müthiş bir şaşkınlık içinde arkasından uzun süre bakakalmış…

Diğer taraftan, Doudyan beldesinden yola çıkan Haşim al-Kudsi’nin yanı sıra, tüm bunlardan habersiz Ayıntâb’dan yola çıkmış olan Gassal Mavaş da Yazlıbecer’e doğru ilerliyordu.  Gassal Mavaş, yolda ilerlerken kendisinden biraz ileride ağır ağır aynı yöne doğru giden bir katır görmüş. Nemrut, Hz. İbrahim’i yakmak için odun toplatmak istediği zaman, katır hariç hiçbir yük hayvanı bunu kabul etmemiş. Katır bunu kabul ettiğinden ötürü Allah’ın gazabına uğramış ve Allah ona “Tohumun yeryüzüne yayılmasın!” deyince, cinsi o gün bugün kısır kalmış… Bakalım aynı yöne doğru ilerleyen katırın yükü neymiş?

 

Eser Sahibi:
0 Yorum Bulunmaktadır.

Yorum Yapın!

Gerekli tüm alanları lütfen doldurunuz. *