Aşka “sansür” küfre “özgürlük” olur mu?

Aşka “sansür” küfre “özgürlük” olur mu?

Kayda geçsin diye birkaç “zuhurat”ı paylaşayım. İstanbul Şehir Tiyatrosu’nun oyunu Zengin Mutfağı, ülkücü birkaç hanım tarafından protesto edilmiş. Gerekçe, oyunda ülkücü bir gencin arkasından mutfağın aşçısı tarafından küfrün sallanması ve genç ile kurt köpeği arasında kurulan korelasyon… Şimdilik İtalyan geçiyorum, tafsilat sonrasında… Bir başka ilginç olay, Bakırköy’de yaşandı. Bakırköy Belediye Tiyatrosu’nun sahnelediği Carrar Ana’nın Silahları oyununda, Genel Sanat Yönetmeni Kadriye Kenter’in oyuna müdahalesini içine sindiremeyen yönetmen Mehmet Ergen, oyunun sahnelenişi esnasında sahneye çıkıp, “ben böyle bir reji yapmadım. Silahları gizlemiştim. Silahlar sandık içerisinde ortaya konularak reji değiştirilmiş” yollu bir çıkış yapmış. Tabii orada olmadığımdan mealen söylüyorum. Bir başka konu da Aşka 103 Adım oyununda yaşandı, sanırım. Sanırım diyorum, tahminden hareket ediyorum. İki üç gün önce Kelebek’te “öpüşme” üzerinden bir tanıtım yapan oyunun, Küçükçekmece Sefaköy Kültür Merkezi’nde “öpüşmeden” seyirciyle buluşması da bir başka dikkat çeken husustu. Faslı böylelikle bitirip, asla geçelim.

Hamlet “Olmak ya da olmamak…”

Bir önceki yazıda Hamlet’e atıfta bulunmuştum. Dramaturji diye de ünlemiştim. Malum Hamlet’in hikâyesini bilmeyen yoktur. Babasının hayaleti ile gerçeğe uyanan ve amcası ile öz annesinin kurduğu kumpasa ayan olan Hamlet, intikam almak için yollar arar. “Olmak ya da olmamak…” tiradı ile meşhurdur. Kemal Başar’ın yönettiği oyunu Profilo’da galasında seyretme fırsatı yakaladım. CEF Tiyatro ve Aysa Prodüksiyonun birlikte giriştiği Hamlet için birkaç şey söyleyeyim. Siz de seyreder bendenize hak verir ya da vermezsiniz. Rejinin “çağdaş”lık iddiasını güçlendirecek ve “tekstten” maada bir buluş, görüntü, ima, remiz, işmizaz görmediğimi belirtmeliyim. Kriterim şudur, bir oyunda gözümü kapadığımda ve açtığımda sahnedeki işte (oyunda) değişen bir şey olmuyorsa, otur evinde bir bilemedin iki kere Hamlet’i oku, daha faydalı. Üstelik Arda Aydın final sahnesinde neden etrafındaki ölülere söylemez “Olmak ya da olmamak…” tiradını diye de kendimi yedim bitirdim. Ölmek üzere olan Hamlet, bu tiradı amcasına, annesine, Ophelia’ya söyleseydi ve onların peşinden, intikamını almak için ölüler diyarına geçseydi!.. Ah, ah… Oyuncuların dekor acemiliklerini (ki dekor da hangi amaca hizmet için tasarlanmışsa artık), sahnenin ortasında seyri acılaştıran spotları, sözlerin yüreğe inmeden ağzın içerisinde doldur boşalt akislenişini de bir kenara not ettim. Efendim koskoca Shakespeare’in Hamlet’inin bir yönetmenin Hamlet’i olabilmesi için daha fazlası gerekir, çok daha fazlası…

Dramaturji!.. Sansür!.. “Aşk”ın halleri!..

“Kalkıyor, kalkmıyor” feveranları arasında, (Bu arada Zengin Mutfağı’nın Mart ayında seyirci ile buluşacağını, tiyatro tarafından herhangi bir sansüre uğramadığını da belirteyim) Zengin Mutfağı’nı Fatih Reşat Nuri Sahnesi’nde seyrettim. Vasıf Öngören’in yazdığı oyunu Aslı Öngören yönetti. 1970’li yılların siyah beyaz ve bölünmüş, cepheleşmiş siyasi ortamında, ortamın gerginliğini üzerinde taşıyan Zengin Mutfağı, başarılı bir şekilde sahneye taşınmış. Murat Garibağaoğlu başta olmak üzere bütün oyuncuların dönemi ve dönemin enerjisini seyirciye başarıyla yansıttığını söylemeliyim. Uzun uzadıya konuyu anlatmaktan hoşlanmam. Oyun, zengin Kerim Bey’in mutfağında çalışan aşçı Lütfü Usta (Murat Garibağaoğlu), hizmetçi kız (Irmak Örnek), hizmetçi kızın âşık olduğu çulsuz üniversite öğrencisi Selim (Ali Mert Yavuzcan), Kerem beyin şoförü (Ozan Gözel) ve onun işçi kardeşi Ahmet (Selçuk Yüksek) arasında geçiyor. Bazı oyunlar vardır, sahnede oyuncu azdır ama kalabalık görünür. Bu oyunda da oyunculukların bana bunu hissettirdiğini söylemeliyim.

Oyun dönemin işçi olayları çerçevesinde, halktan biri olan, sempatik insan Lütfü Usta’nın anlatımıyla gelişiyor. Zengin Mutfağı’nı, belki de ülkeyi terk etmek üzere olan ustanın anlattıklarını dinliyoruz. Mutfaktaki hizmetçi kızı sevdiği ve evlenmek istediği için, arananlar listesinde olan ve başına ödül konan Ali Kara’yı ihbar eden, sonrasında olacaklardan korkup Zengin Mutfağı’na sığınan Selim (oyunun ülkücü karakteri), zamanla Kerim Bey’in de yönlendirmeleri sayesinde bir “faşist”e(!) dönüşür. Ha Kerim Bey’in kurt köpeği ha Selim’dir. Hizmetçi Kız da gördükleri karşısında aydınlanıp, işçilerin direnişine katılır. Ha keza sorgulamaları sayesinde Lütfü Usta da tarafını belirler. Oyun bu sarkaçta, dönem sembolizmi ve karakterleri üzerinden gelişir.

Gelelim zurnanın zırt dediği yere… 12 Eylül öncesini bir çocuk olarak hatırlarım. Yaşadığımız şehirde yollar bile ikiye bölünmüştü. Yolun sağından gideni solcular sağcı diye, solundan gideni sağcılar solcu diye döverdi. Dönemin kargaşasında, ortaokula kadar girmiş siyasetin menfi tesiri karşısında, okumayı düşünmediğim zamanlar çok olmuştur. Babam, Silah Fabrikası’nda çalışan, solcu bir işçiydi. Birlikte (beni yanından ayırmazdı) yolda yürürken, az dayak yemedik. Sonrasında benim yediğim dayakları(!) da yeri geldiğinde anlatırım. Hâsılı yolun sağının ve solunun ön yargısının yakinen tanığıyım.

Yıl 2013… Zengin Mutfağı, bugünden düne bakacak ve yarına bir şey söyleyecekse, Lütfü Usta’nın mealen “Beni de Kerim Bey çalıştırıyor Selim’i de…” sözünden yola çıkmalıydı. Dünkü Selim’e “faşist” damgası yerleştirip, Lütfü Usta’nın ağzından “Ecdadına…” küfür ettirmektense “sistem”i sorgulayabilmeliydi. Sanırım küçük birkaç dramaturji ile hem “Selim’in çocuklarını” da incitmemiş hem de Vasıf Öngören’in oyununu güncel bir “yorum” ile seyirciyle buluşturmuş olurdu.

Ha gelelim, feveran bahsine… Sevgili Nedim Saban, oyun ile ilgili bir yazı yazdı. İstanbul Şehir Tiyatrosu’nu “sansür” ile suçladı. Oyunun repertuardan kalktığını söyledi. Görüştüğüm genel sanat yönetmeni Hilmi Zafer Şahin ise oyunun Mart ayında seyirci ile buluşmaya devam edeceğini söyledi. Aklıma gelmişken Nedim Saban’ın çevirip yönettiği Neil Simon’un yazdığı Aşka 103 Adım isimli oyunu Sefaköy Kültür Merkezi’nde seyrettim. Kadın erkek ilişkisi üzerine olan oyun, günümüz seyircisiyle buluşan bir mizah dili yakalamış. Özellikle gençlerin “evlilik” içerisindeki rollerini sorgulayan oyun, gereksiz sorgulamalardan uzak, eğlenceli bir zaman vaat ediyor. Aşkla evlenen ressam kız (Özge Özberk) ve avukat genç (Bülent Seyran), Cihangir’de bir çatı katına taşınır. Çekmeköy’de yalnız kalan kızın annesi (Suna Keskin), asansörü olmayan ve 103 adımla ulaşılan bu aşk yuvasının “davetsiz misafiri”dir. Bir de üst komşuları (Umran Ertok) vardır genç çiftin ki, kızın annesi için aradığı ideal eş kıvamındadır. Oyun, yeni evli genç çiftin evliliklerindeki sıkıntılar ve yeni tanışan iki yaşlı insanın aşka yol vermeleri üzerinden gelişir.

Kelebek ekinde bir haber, “Geceye Özge Özberk ve Bülent Seyran’ın öpüşmesi damga vurdu” diyerek duyuruyordu oyunun galasını… Büyük bir keyifle seyrettiğim oyunda, hiçbir öpüşme sahnesinin olmaması iki ihtimali güçlendirdi. Ya her zaman olduğu gibi “medya yine abartmıştı” ya da oyunun “muhit” sahnelenmesinde “küçük bir dramaturji”ye gidilmişti. E hadi sorayım, Nedim’e (Saban) “Aşka sansür olunca oluyor da bir 'küfür' karşısında birkaç gencin hassasiyeti ve bu hassasiyeti 'acaba' ile karşılayan tiyatro 'yönetim'i neden sansürcü ilan ediliyor?” Zor sorular bunlar…

Zengin Mutfağı ile Aşka 103 Adım’ı bu bakımdan birbirine yaklaştırdım.

Oyunda ismi geçti, Carrar Ana'nın Silahları ve Zengin Mutfağı işçi hareketi üzerinden gelişen iki oyundu. (Malum ya, müflis tüccar veresiye defterini karıştırırmış…) Dar Ayakkabıyla Yaşamak da bu meseleye bir başka açıdan bakan Duşan Kovaçeviç’in yazdığı Nurullah Tuncer’in yönettiği başka bir İstanbul Şehir Tiyatrosu oyunu… Bir fabrikada, haklarını alabilmek için son çare, fabrikanın her yerini bomba ile çevirmiş bir avuç işçinin “ölümü”ne direnişine kayıtsız kalamayan(!) Maldiv Bey ve onun sevgili Menajer’inin fabrikayı ve orada yaşanan dramı bir reality show’a dönüştürme planları anlatılıyor.

Ha reality show ha Truman Show!..

Sanıyorum geçmişe bugünden bakabilmek, geçmişte çakılı kalmamakla mümkün!..

Yoksa bir Maldiv Bey gelir ve acılarımızın üzerine bir stüdyo kurar…

“Geçmiş”te kurdukları gibi…

“Uyanın ey uyanın!..

Eser Sahibi:
0 Yorum Bulunmaktadır.

Yorum Yapın!

Gerekli tüm alanları lütfen doldurunuz. *