GÖREREK OYNAMAK YA DA KÖREBE!..

“İki kalas bir heves” olarak tanımlanan tiyatronun heves kısmı ne yazık ki zamanla ilk günkü diriliğini kaybedebiliyor. Sanatın birçok kolu gibi “duygu” ve “zekâ”nın izdivacından türemesi gereken bu alanın işleri, çoğu zaman tek kanatla uçmaya çalışan bir kuş gibi kalakalıyor. Bu natürmort evrende bir vaha sayılabilecek işler de yok değil… Göz ardı edilenlerin de olduğu gibi… Üniversite tiyatroları, göz ardı edilen alanların başında geliyor kanaatimce…

Birçok üniversitenin içerisinde tiyatro kulüpleri marifetiyle yürütülen bu çalışmalar konservatuarların tiyatro bölümlerine göre belki biraz daha şansız ve gölgede kalabiliyor. Ancak gerek kulüplerin tarihçesi gerek sahneledikleri oyunlar gerekse tiyatro yapma istekleri hesaba katıldığında bu türden olumsuzluklara rağmen ne denli güzel işlere imza attıklarını görüyoruz. Kültür A.Ş. olarak 12 yıldır bir yandan direktörlüğünü üstlendiğim Üniversitelerarası İstanbul Tiyatro Festivali’ni geride bırakırken, gözlemlerimi paylaşmak istiyorum.

Bir kere şu gerçeğin altını çizmek gerekir: Üniversite kulüpleri ya da konservatuarlar nezdinde kaliteli, sanat zekâsı olan ve ortak bir sanat çabasıyla güzel işler ortaya çıkıyor. Bir gerçeğin daha altını çizmek gerekir ki, farklı branşlarda eğitim alsalar da oyunculuk zekâsı, kabiliyeti yüksek gençler kendini gösteriyor. Dekorundan kostümüne, dramaturjiden afişine, oyunculuktan rejiye tiyatronun birçok alanında birbirinden kaliteli oyunları Festival bünyesinde seyretme imkânı buluyoruz. Aslında zaman içinde Festival’in bir seyircisinin oluşması da bu konuda yalnız olmadığımızı gösteriyor.

Yakın bir zamanda kaybettiğimiz Haşmet Zeybek, bir keresinde sanırım Adana’da amatör tiyatro yaparken Muhsin Ertuğrul’un kendisini seyrettiğini ve İstanbul’a davet ettiğini söylemişti. Aslında ödenekli tiyatrolarımız başta olmak üzere tiyatro alanının bu türden festivallere ilgi duyması, oyunlarını seyretmesi ve tabiri caizse “yetenek avcılığı” yapması hayati önem taşımaktadır. Bu alanın heyecanının ve bu alandaki yeteneklerin “profesyonel” tiyatro ortamına heyecan ve renk katacağı ise açıktır.

Bugün baktığımızda üniversitelerdeki tiyatro kulüplerinin zor durumlarda tiyatro yaptığını, kendi imkânları ile bir oyunu sahneye koyduklarını görüyoruz. Ulaşımından dekoruna, prova mekânlarından diğer maddi zorluklarına varasıya birçok zorluk çoğunlukla öğrenciler tarafından göğüsleniyor. Bütün bu zorluklara rağmen, bu dezavantajları avantaja dönüştüren, dünü hatırlatırken bugünü sorgulatabilen, ortak bir zekâyla kavradıkları oyunu bir sanat şölenine dönüştürebilen çok sayıda kulüp tiyatrosunun varlığını da gönül rahatlığıyla söyleyebilirim. Aslına bakarsanız “profesyonel” hastalıklardan uzak kalabilerek önemli bir sıhhat yakalıyorlar. Birlikte “kotardıkları”, ortaklaşa kurdukları bir hayalin peşine düşebildikleri bu çalışmaların bir kısmı hakkında, tiyatro sanatı için bir umut ışığı olduğunu söylemek mümkün. Kanaatimce bu oyunlarda görebildiğim en büyük özellik, oyuncuların “rejisör”ün yordamıyla görmektense, ortaklaşa kurdukları bir düş evreninde, olaya bigane kalmadan kendi gözleriyle görüyor oluşuydu.

Festival’in en iyi oyunları arasında seçilen, Yıldız Teknik Üniversitesi’nin sahnelediği “Generallerin Beş Çayı” ya da Beykent Üniversitesi’nin sahnelediği “Harikalar Avlusu” aslında bu anlamda iyi bir örnek olarak zikredilebilir. Bu oyunların yanı sıra Kadir Has Üniversitesi’nin “Bir Anarşistin Kaza Sonucu Ölümü”, Akdeniz Üniversitesi’nin “Kadın Oyunları”, Hacettepe Üniversitesi Drama Kulübü’nün “Küvet” ya da Anadolu Üniversitesi Devlet Konservatuarı ASD oyuncularının “Oyun”u ilk elden aklıma gelenler… Kuşkusuz bu oyunların arkasındaki oyuncu, yönetmen ve tasarımcı ekibi de unutmamak gerek… 39 üniversite grubunun programa alındığı Festival’de binin üzerinde kişi sahnede ortak bir düşün içerisinde var oldu.

Bu yazıyla belki üniversitelerin bile farkında olmadığı Üniversite tiyatrolarının, tiyatro kulüplerinin sorunlarına rağmen ne denli başarılı işler çıkardığına dair bir derkenar düşmek istedim.

Körebe oynamadan görmek ve buradaki enerjiye kayıtsız kalmamak temennisiyle de noktalıyorum.

İki kalas bir heves’ti Festival’in cümlesi…

Heves, bakidir!..

 

 

Eser Sahibi:
0 Yorum Bulunmaktadır.

Yorum Yapın!

Gerekli tüm alanları lütfen doldurunuz. *