Pangar’daMacbeth, Darülbedai Caddesi’nde Huzur Sokağı ve Ateşli Sabır ve Dot’tan doğan Sarı Ay!..

Pangar’daMacbeth, Darülbedai Caddesi’nde Huzur Sokağı ve Ateşli Sabır ve Dot’tan doğan Sarı Ay!..

 

 

Tiyatro hayatın aynısı mıdır aynası mıdır geyiklerini duyarsınız. Oysa tiyatro hayatın ironisidir. Biz “ayna”ları düşünüp “aynı”laştırırken sahne ile hayatı, “ironi” arada can çekişiyor. Öyle olmayaydı, dramaturgi gerçekten bir bilim olarak tiyatronun baş köşesinde yer bulur, tiyatrolarımız dramaturgları ile de anılır olurdu. İşi hemen tiyatronun sorunları diye dramatiğe bağlamak istemem fakat Cumhurbaşkanımız Turgut Özal’ın cinayet şüphesi üzerine kabrinin yeniden açılması ve cesedinin bozulmamışlığını duyunca, aklıma bir Hamlet geldi, bir de Ahmet Özal!.. Ahmet Özal’dan bir Hamlet çıkar mı diye soruverdim, kendimce.

Ha ironi demişken bir ironi de Devlet Tiyatrosu’ndan geldi. Şikayet üzerine kapalı alanda sigara içildiği gerekçesiyle iki müfettiş Sezuan’ın İyi İnsanı oyununa denetlemek için gelip, sigara içildiğini rapor etmişler. İroni bu ya, oyun mizansen gereği açıkhavada ise ve oyuncu rol gereği sigara içiyorsa, denetçi kapalı alanda sigara içiliyor diye rapor tuttuğunda kim haklı olacak. Oyunun gerçekliğinde hareket eden oyuncu mu kendi gerçekliğinde olaya nezaret eden denetçi mi?. Hayat ile oyun nasıl da çatışıyor değil mi?

Neyse hayat ile hayal akmaya devam etsin, biz sahnenin peşinden yine bir teğelleme yapalım. Sömestr tatilinden dönmüş öğrenci heyecanıyla bir çırpıda sayayım, en son görüşmemizden sonra seyredebildiğim oyunları: Huzur Sokağı, Ateşli Sabır, Macbeth ve Sarı Ay. İçimden sayıyorum hangisinden başlayayım diye. Alfabetik sıraya mı tarih sırasına göre mi başlasam?.Haydi adil olup, alfabetik sıraya göre başlayalım.

İstanbul Şehir Tiyatrosu, Ateşli Sabır oyununu Ragıp Yavuz’un rejisiyle sahneye taşıdı. Oyunu galasında seyrettim. Genelde gala’balıklardan mahcup olan bendeniz, mecbur kaldıkça görünmekten de içtinap edemiyor. Oyun malum, Pablo Neruda’nın hayatından bir kesiti anlatıyor. Ozanın Kara Ada’da (Isla Negra) yaşadığı günlerde, postacı Mario ve sevgilisi Beatriz, Beatriz’in annesi Rosa arasında yaşanan samimi bir zamanı sahneye taşıyor. Levent Öktem Neruda’yı, Mert Turak, Mario’yu, Derya ÇetinelBeatriz’i ve Ayşegül İşsever, Beatriz’in annesini oynuyor. Barış Dinçel’in sahne tasarımı, son derece sade ve ince detaylarla mekan duygusunu seyirciye verecek ustalıkta. Ülkenin kaderini ilgilendiren köklü meselelerde çetin duruşu olan bir şairin, gündelik hayatın içerisinde bir postacı ve onun gönül meselesi ile ilgilenmesi ancak bu kadar güzel anlatılabilir. Ragıp Yavuz’un rejisi genel anlamda başarılı, oyunun duygusunu yalın bir şekilde seyirciye geçiriyor. Bir tek koreografinin doğru uygulama olmadığını düşündüm. Ancak oyunculukların başarısı ve oyunun genel duygusu düşünüldüğünde bu küçük bir detay olarak kalıyor.

Aynı cadde (Darülbedayi) üzerinde İstanbul Temaşa Tiyatrosu’nun Huzur Sokağı’nı seyrettim. Bu oyun da 1970’li yıllar nostaljisi içerisinde bir sokağın sakinleri ve sokağa yeni taşınmış bir ailenin gelişiyle farklılaşan hayatları anlatıyor. Mahallenin örnek genci Bilal ile mahallenin yeni sakini Feyza’nın aşkı, iki farklı dünyanın ortasında gelgitleri anlatıyor. Tiyatro sahnesinde, Huzur Sokağı’nın oyunculuk, dekor, kostüm, müzik, metin ve dramaturgi gibi temel unsurlardan kırık not aldığına söylemeliyim.

Pangar, yeni bir tiyatro olarak Demet Evgar’ın öncülüğünde kuruldu, ilk proje de Macbeth olarak ilan edildi. Kenter Tiyatrosu’nda Macbeth’i seyretmeye gittik. İki şey söylemem lazım, oyuna ilişkin. Bir, bu meşhur “çık uğursuz leke çık...” diye başlayan repliğini kim oynamışsa, herkes mi aynı şeyi tekrarlar. Sanki Macbeht’i hayattayken (!) görmüşler ve öyle oynanması gerektiği konusunda ittifak etmişler. Sınavlara hazırlanan öğrencilerden usta oyunculara herkes mi aynı oynar, gına geldi. İki, bir karakterin sahne hareketliliği ruhsal durumu ve iniş çıkışları ile uyumlu olmalı. Değilse bu abartı, seyircinin gözünde sakil bir çabaya dönüşür. Oyun malum, LadyMacbeth’in gazıyla iktidar hırsına bürünen Macbeth, ihanetin gölgesinde, elini kana bular, yarım bıraktığı kurguyu LadyMacbeth tamamlar. Macbeth Kral olur fakat cadıların kehaneti rahatını kaçırır, bir gün bile tahtta huzur içinde oturamaz. Neyse uzun uzadıya konuyu anlatacak değilim, oyunun dekoru ilginç buluşlarla oyuna katkı sağlıyor. Ancak Macbeth’i oynayan Erkan Bektaş’ı abartılı ve kimi zaman nedensiz hareketleri ile Demet Evgar’da klişenin üzerinde bir LadyMacbeth (Ki çoğu zaman performansı vasatin altında kaldı) olamadığı için beğendiğimi söyleyememem. Pangar’ın yolu açık olsun.

Dot’un yeni oyunu Sarı Ay’ı, Gmall’daki yerlerinde seyretme imkanı buldum. Babası evi terk eden ve annesi bir başka adamla (Billy) hayatını devam ettiren bir gencin (Lee), adamı öldürüp babasının peşine kız arkadaşıyla (Sessiz Leila) gitmesinin hikayesi desek sanırım özetlemiş oluruz. Oyun dört bir yanı seyirci dolu küçük bir sahnede, etrafı çizgiyle çevrili düz bir alanda, dört iskemle ve dört oyuncu tarafından sahneye taşınıyor. David Creig metnini Pınar Töre çevirmiş, yönetmiş. Gizem Erdem, İbrahim Selim, Kaan Turgut, Su Olgaç, Ayşe Tatari rol alıyor. Oyuncunun fiziki performansı üzerine hikayeyi bindiren Sarı Ay, meydan sahnesi konseptiyle oyunculuğu zor bir koridora uğurluyor. Dört genç oyuncu, bu sınavdan geçiyor. Ancak Sarı Ay’dan çok doygun ayrıldığımı söyleyemem. İyi de neden bunca emek, bunca dışavurum? Neyse olan yarıda bıraktığım SouadMassi konserine oldu.

Ey erenler!..

Bir oyuna git ya da gitme demek bize düşmez. Hiç bir oyun, seyircisiz oynanmaz. Görmeden fikriniz olmaz, fikriniz olmadan konuşamazsınız. Gittik, fikrimiz oldu, yazdık. Gidin, fikriniz olsun, konuşun. İyinin de kötünün de bir alıcısı vardır nitekim.

Seyirci kalarak değil seyirci olarak sözünüz geçer!..

İroni demişken, Kemal Başar’ın yönettiği Hamlet’i merak ediyorum.

Haydi iyi seyirler...

 

Eser Sahibi:
0 Yorum Bulunmaktadır.

Yorum Yapın!

Gerekli tüm alanları lütfen doldurunuz. *