Yaslıada ve Para!..

Tarihin annesi ironidir kanımca… Babası, hakikat!..

Geçmişi âna anakronik bir ilinti ya da şimdinin natürmort parçası olarak görenler, zamanın türlü tevil oyunları karşısında her an aldanmaya açıktır.

“Zamanın ruhu”nu kavramak, belki “olan” “biten”deki devr i daimi görmek ile mümkündür…

İstanbul Şehir Tiyatrosu, Necip Fazıl Kısakürek’in Para isimli oyununu seyirciyle buluşturdu. Oyun, önümüzdeki yıl da repertuarda seyirci ile buluşmaya devam edecek.

Oyun, ilk kez Muhsin Ertuğrul tarafından sahneye konmuş, 1941-42 kışında seyirci ile buluşmuştur.

Özel gösteriminde seyretme fırsatı buldum…

Kadim bir sorunsalı, göstergelere yer değiştirterek sorgulatan Para, ne kadar da güncel, ne kadar da her devre sözü olan bir oyun…

Büyük trajedilere has nasıl da güzel bir öz taşıyor…

Bir bankanın başında olan O, (Bu oyunda bütün karakterler, oyunun baş karakteri O’ya yakınlığına göre isim alıyor. Karısı, oğlu vs…) “hayata hâkim küçük tedbirlerin ve miskin hesapların adamı” olarak tanımlar kendisini… Para’yı yöneten kişidir… Milletvekillerinden noterine, yardımcısından karısına, damadından kızına “mukavva bir dekor”un içerisinde yaşar… Günün birinde kendisine tıpa tıp benzeyen “benzer”ini bulduğunda, hayatın kendisine nasıl bir “hakikat” doğuracağını bilmiyordur. Bir spekülasyon ile hayatı alt üst olur; çoğu gençlerden oluşan bir kalabalık, bankanın önünde nümayiş yapar, hatta işi ileri boyuta götürüp, cinayete kadar vardırır. O, “Panteon”un tepesinden aşağı düşerken, bir başka kadim hakikate uyanır… Dekor parçalandığında, kendi hakikati ile baş başa kalır… Her şeye “para” zaviyesinden bakan O, “ahlaksız”lığında samimidir… Onun bu samimiyeti, turnusol gibi diğerlerinin yüzündeki “maske”yi de indirir.

Üstadın mikyası şöyledir; “Hakiki gani kimdir biliyor musunuz? O, her şeye malik olacak, o şey ona hâkim olmayacak…”

Bu mikyas üzerinden günümüze teğel geçilebilir.

Bir diğer tragedya, Yassıada!..

Ülkenin başbakanını Yassıada’da idam edecek kadar büyüyen “cinnet”e ve bu cinnetin mahalli Yassıada’ya bir tanıklık…

Sanat 3 oyunu, Küçükçekmece Belediyesi’nin katkılarıyla seyirciyle buluşturdu.

Cennet Kültür ve Sanat Merkezi’nde seyrettim…

Yaslıada, üç odanın üç “sakin”i, Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan’ın Yassıada’da yaşadıklarını sahneye taşıyor.

Demokrasi’nin inkıtaa uğradığı bir zamanı, üç atardamarın nabzını tutarak veriyor.

Verilmiş bir hükmün, çoktan asılmış bir yaftanın ve ön yargının, adaletsizliğin, öfkenin, körlüğün, nankörlüğün izini sürüyor…

Üstelik klişelere sığınmadan, slogan atmadan, kahramanların trajedilerine gösterdiği “sakin”liği ve “nezaket”i haleldar etmeden…

Necip Fazıl Kısakürek’in Para’sını ve Sanat 3’ün Yaslıada’sını birlikte seyredin…

Tarihin ve kurgunun kıta sahanlığında yapacağınız bir “gezi”nti, yeni “maske”lerin de tarihin karanlığına doğru düşmesine bir ışık olacaktır.

İroni ile Hakikat’in izdivacından neşet eden tarih, eş yükselti “doğru”larında yeni bir harita inşa edecek denli güçlüdür…

Biri ödenekli diğeri özel iki tiyatronun zamana tanıklığının önemli yanları da var elbette…

İstanbul Şehir Tiyatrosu’nun yılların birikimi ve tecrübesine kattığı “estetik” ile ortaya koyduğu Necip Fazıl oyunu Para, Muhsin Ertuğrul’un hatırasına bir hürmettir de…

Bir yandan Necip Fazıl’ı öte yandan Nazım Hikmet’i oyun yazması için teşvik eden Muhsin Ertuğrul, tiyatroyu var etmek için “önyargısız” hareket edebilen bir sanat adamıydı…

Tiyatroyu kurumsal ve sanatsal olarak geleceğe taşımak için kendi “gölge”sini bile üzerine düşürmedi…

Günümüzün sanatçı “ideolog”larının gölgesinin kararttığı gelecek düşünüldüğünde, Muhsin Ertuğrul’un “varlığı” daha büyük önem taşıyor.

Engin Gürmen’in 5 perdelik oyunu, “öz”ünü bozmadan sahneye taşıması takdire şayan… Aziz Sarvan, O’da başarılı bir performans gösteriyor. Geneli itibariyle “estetik” düzeyi yüksek, günümüze “söz”ü olan bir oyun ortaya çıkarılmış.

Necip Fazıl Kısakürek’in vefatının 30. yılı anısına, ilk sahnelenişinin üzerinden 72 yıl geçmişken, hâlâ güncel olan bu oyunu seyirciyle buluşturmak da İstanbul Şehir Tiyatrosu adına güzel bir jest olmuş…

Sanat 3’ün özel bir tiyatro olarak, böylesine önemli bir konuyu ciddiyetle sahneye taşıması takdire şayan… Şunu da söylemeliyim ki, tiyatronun bütün unsurlarıyla “güzel”liği aradığı ve büyük oranda da bulduğu bir oyun seyrettim.

Aziz seyirci!..

Önümüzdeki yıl muhtemelen bu oyunlar yine seyirciyle buluşacak…

İki güzel oyun seyretmiş olun…

Bir küçük not:

Özellikle “İstanbul Şehir Tiyatrosu neden Necip Fazıl Kısakürek oynamaz” diyen bir seyirci kitlesinin varlığını biliyoruz… Özellikle bu talebin sahiplerinin, Para’yı mutlaka seyretmesi gerektiğini söylüyorum. Lütfen bu talebinizin arkasında durun…

İyi seyirler…

0 Yorum Bulunmaktadır.

Yorum Yapın!

Gerekli tüm alanları lütfen doldurunuz. *